Gelecekte bir gün insan zihni şu anda olduğundan tamamen farklı bir şeye dönüşürse edebî yaratımı entelektüel dürüstlükten ayırmayı öğrenebiliriz. Şu anda tek bildiğimiz, hayal gücünün, bazı yabani hayvanlar gibi tutsaklık altında üreyemediği.
Entelektüel bağımsızlığın iki yönden saldırı altında olduğu bir çağdayız. Bir yanda teorik düşmanları olan totalitarizm apolojistleri, diğer yanda şimdiki faal düşmanları olan tekelcilik ve bürokrasinin saldırısı altında. İlkeli duruşunu korumak isteyen her yazar ve gazeteci doğrudan suçlamalarla değil toplumun genel yönelimiyle engellenir halde buluyor kendini. Basının birkaç zenginin elinde toplanması, radyo ve sinema tekeli, halkın kitap için para harcamaktaki gönülsüzlüğü, neredeyse her yazarın geçimini sağlamak için sipariş usulü ticari yazılar yazmak zorunda kalması, yazarın hayatta kalmasına katkıda bulunan ama zamanını boşa sarf etmesine neden olan ve fikirlerini dikte eden Enformasyon Bakanlığı ile British Council gibi resmi kurumların sınırları aşması, son on yıldır kesintisiz süren savaş atmosferinin kimsenin kaçamadığı olumsuz etkileri, bunların hepsi yazarın zarar hanesine işliyor.
Yine de kesinlikle parasız kalarak öğrendiğim bir-iki şeyden bahsedebilirim. Bundan sonra asla bütün berduşlar sarhoş serserilerdir diye düşünmeyeceğim, bir dilenciye bir peni para verdim diye minettar olmasını beklemeyeceğim, işsiz insanların uyuşukluğuna şaşırmayacağım, selamet ordusuna bağışta bulunmayacağım, giysilerimi rehin olarak vermeyeceğim, bana uzatılan el ilanlarını geri çevirmeyeceğim ve şık bir restoranda yediğim yemekten de keyif almayacağım.
Bu bir başlangıç.