Colpo di fulmine. İtalyanlar yıldırım çarpmasına böyle der. Aşk birini yıldırım gibi çarparsa öyle güçlü öyle yoğun hissedilir ki inkar edilemez. Yararak göğsünü açar ve ruhunu dünyanın gözleri önüne serer; bu, çok güzel ve karmaşık bir duygudur. İnsanı alt üst eder ve bundan geri dönüş yoktur. Yıldırım seni bir kez çarptıysa hayatın geri dönülemez bir biçimde değişir.
Kim bilir, belki de insanların sonu, öldükleri gün değil de son kez anıldıklarında geliyordur. Belki ölünce gerçekten yok olmuyorsunuzdur da yalnızca ana hatlarınızla göründüğü, ayırt edici özelliği bulunmayan karanlık bir gölgeye dönüşüyorsunuzdur. Zamanla, insanlar sizi unuttukça siluetiniz yavaş yavaş karanlığa karışıyordur. Yeryüzünde adınız son kez anıldığındaysa son ayırt edici özelliğiniz, örneğin burnunuzun ucundaki çiller veya kalp biçimli dudaklarınız sonsuzluğa karışıyordur. Eğer gerçekten böyleyse ölen kişinin adını anmak için beklemeniz gerekir. Çünkü o adı ne zaman son kez andığınızı asla bilemezsiniz. Bir gün bilmeden son kez anarsınız. Sonra da ölen kişi sonsuza dek yok olur, gider.
Tuhaftır ki sözsüz iletişim bazen sözlü iletişimden daha iyi olabiliyor. Sessizlik sesten fazlasını söyleyebilir, aynı şekilde bir kimsenin yokluğu, varlığından bile çok yer kaplayabilir.
Bunca zaman öykümüzü, bizim öykümüz sanmıştım. Meğer senin kendi öykün varmış, benimse kendi öyküm. Öykülerimiz bir süreliğine çakışınca tek bir öykü gibi gözükmüşler. Oysa farklı farklı öykülerimiz varmış aslında. Böylece bir şeyin ayırdına vardım: Herkesin öyküsü başından sonuna kadar farklıdır. Bir süreliğine ikisi birmiş gibi gözükse bile kimsenin öyküsü aslında kimseninkiyle birlikte gitmez.