Ülkemiz de böyle değil miydi ellili, altmışlı yıllara kadar. Farklı medeniyetlere, kültürlere ev sahipliği yapmış, Türk'ü, Kürt'ü, Çerkes'i, Yahudi'si, Ermeni'siyle zengin bir coğrafya. Tüm zıtlıklara, kültürel, dinsel, mezhepsel, görüşsel farklılıklara rağmen yüzyıllarca komşuluk, dostluk yapmış milyonlarca aile. Sağı-solu değil, vicdanı, insanlığı ilk sıraya koyabilmiş yüce gönüllü bir halk.
Kurban ailelerinde, genellikle ebeveynler sarılarak, öperek, veya ''seni seviyorum'' diyerek normal sevgilerini göstermeyi bilmezler. Sevgi duygularını göstermeyi veya sevecen bir şekilde iletişim kurmayı bilmezler. Dolayısıyla yakınlık göstermenin temel yolu kavgadır.
Kur'an-ı Kerim'de
Korku içinde Mısır'dan kaçan Hz. Musa'nın Medyen Suyu'nun başında gidecek bir yeri olmadan otururken hayvanlarını sulamakta zorlanan kızlara (onların Şuayb a.s'ın kızları olduğunu bilmeksizin) yardımcı olması ve çaresizlik içinde "Rabbim, șu anda bana yapacağın her yardıma muhtacım."
diye yalvarması sonucu Allah Teâlấnın Hz. Musa'ya
hem sığınak
hem iş
hem de iyi bir aile lütfetmesidir. (Kasas, 22/28)
>>>Bu olayda Allah Teala Hz. Musa'ya yardımını ona bir yardım firsat göndererek yapmıştır.<<<<
!!!!!!
Bizler de hayatımızdaki yardım etme firsatlarina bu gözle bakalım ki Yüce Allah da bize yardım kapılarını açsın..
Sis geçiyor uykusuzluğun uzun sabahlarından
işten, işlerden
işinden başka işi olmayanların kaygılarından.
Sis geçiyor sabah ezanları arasından
amele pazarında bekleyenlerin ihtiyar umutlarından
şaşkın Pazartesi'lerden, yerini yadırgayan Salı'lardan.
Sis geçiyor son yıllara giren hayatımdan
iyi niyetten, sabırdan, bağışlamadan
oğlumun geleceğinden, benim yarıda kalmış geçmişimden.