Kendime tek kişilik bir aile kurdum sjwhsıwh
Bugünün yemeği salçalı makarna 🍝😋 Afiyet olsun canlar, siz bugün ne yediniz? ❤️
Reklam
Babam, bir eski kamyonetti anılarımda, Kolonya kokusuydu, Akşam üstü içilen çaydı. Annem, süpürge sesiydi odalarda, Okula yetişme telaşımdı. Sıkıca bağlanmış saçlarımdı annem.
Şiir
Devamı: Hassas İçerik + 18
Aileden birinin tanıdığıymış tamam mı, hocanın üçüncü gözü açık sanıyorlar ama meğersem musallatlısı var ve bilgi alış- verişi yapıyorlar. Benim bu tarz insanlarla ya da işlerle alakam olmaz. Bir ara yorgun, bitkin ve sürekli hasta olduğum için nenem aradı "Senin için şeyh getirdik, gel seni okusun." dedi. Emrivaki de sevmem ve içim direkt huzursuz oldu ama ilçe değiştirmiş olduğu için ayıp olmasın ve de enerjisini ölçmek için gittim. Hoş, sonrasında nenemleri azarlamak için de gittim. O zaman perçem kestirmiştim e tabi, üçüncü gözüm tam görünmüyor. İçeri girdim, selamlaştım. Adama dönüp merhaba deyip oturdum. Öyle ağır enerji geldi ki el sıkışma dahi istemedim. Ve birine ben şeyh mevkisini layık görmemişsem istediği kadar şeyh olsun, saygım olmaz, ilgim de, sorum da, cevabım da. Direkt 1-2 m' lik mesafeden kahkülüme uzanır gibi oldu ben kendimi hem geri çektim hem de tip tip baktım. Aile temasını bile sevmezken sen kim köpek, saçıma dokunma girişiminde bulunuyorsun? Hem izinsiz hem de sebep söylemiyor. O zamanlar bu alanlarda yeniydim ama kişinin rızasının alınmasının esas olduğunu biliyorum. "Bakmam için alnınızı tam görmem lazım." dedi. "Anlamadım, neye bakmanız için? Ne alaka?" dedim. Ama her an küfür edip adamın suratına dalacak gibiyim. Sonrasında da "İzinsiz saçıma da olsa dokunmayın. O eliniz benim yakınıma o şekilde yaklaşmasın." derken içimden de "Allahım bu ne yapıyor ya da ne yapacak bilmiyorum, alanımı gizle. Görmesini reddediyorum." vs. deyip adama da "Ne yapılacağını ya da nasıl yapılacağını geçtim, izin dahi almadan neye başladınız? Bu ne kadar Allah rızası için oldu?" demiştim. Bozuntuya vermedi. Bir şeyler söyledi o an pozitif dahi olsa ne demiş olursa olsun kulak asmayacaktım. Sonradan öğrendik ki okumayı yapan musallatı, ona da muska gibi şeyler
Duygu ve Düşünce

Asra Zifir

@Kara_Orumcek_Zambagi
·
Enerji Çalışmalarında- Uyanış Kurslarında DİKKAT! +18
O alanlarla sıfırken direkt kurslardan başlamayın. Hocanın geçmişini -eğitim süreçlerini, eğitimlerini vs.- bilmeden ders almayın. Sizden çalışmalar için izin istendiğinde açık ve net şekilde izin verin: "Sadece bu bilmem ne çalışması için izin veriyorum." ile "İzin veriyorum." hiç aynı şey değil. Güzel alanlar ve bilinç olmasına rağmen bilinçsizlik çok fazla. Şifa ya da bilgi sağlayayım derken musallatlanırsınız ve direkt farkında da olmazsınız. Özellikle para verdiğiniz konserlere dahi dikkat etmeniz lazım: Özgür irade yasası var ve siz para verince oradan almaya gönüllü hale geliyorsunuz. Katılım için belirlenen ücretse ücreti sağlayınca bilerek ya da bilmeyerek katılmış oluyorsunuz... O yüzden yavaş ama emin adımlarla gidin. Hakikati bulayım derken belanızı bulmayın. En çok çocuklara dikkat edin: Korku halinde olanlara, soyutlanmış olanlara, üzgün- acılı olanlara, tembelken birden başarılı olanlara, biriyle konuştuğunu -soru/ cevap- söyleyenlere, canlı ve kıpır kıpırken birden sessizleşip melankoli hâle girenlere... Onlar tam ne olduğunu anlar ya da anlamaz ama siz anlamak zorundasınız. Bazıları çocukluktan yetişkinliğe kadar fark etmemiş veya fark ettirilmemiş oluyor. Bazılarına ise birkaç hafta sonra dahi ya kendini ya da çevresindekileri oldürtüyorlar: Tesir gücüne bağlı. Kapanık oluyor, soğukluk hissetmeye başlıyor, uyuyamıyor, karanlığa çekiliyor, simsiyah giyinmeye başlıyor, bir anda mutlu bir anda suratsız oluyor, Kuran okuyup sevinç gözyaşı akıtırken çocuk ama delirmiş çocuk aklına benziyornsonralarda asla tahammül edemiyorlar ne insanlarla görüşmeye, ne gülmeye, ne sirke kokusuna vs. öfke patlamaları, saldırganlaşma, bakışları ve yüzü tuhaf vs. oluyor. O hayattan koptuğunda ya da kopardığında çok geç oluyor. Türbeye almışlardı içine girmedi. Hocalardan
Duygu ve Düşünce
​Gönüllerin Sığınağı: Muhabbet, Huzur ve Bereket Üzerine ​Zamanın amansız bir rüzgâr gibi akıp gittiği, dünyanın gürültüsünün ruhlarımızı yorduğu şu fani ömür yolculuğunda, kalbimizi demirleyeceğimiz en mukaddes liman şüphesiz ki yuvamızdır. Aile, insanın bu yeryüzü gurbetindeki cennetidir; birbirinin kalbine dokunan, birbirinin sessizliğini bile anlayan ruhların bir araya geldiği mukaddes bir sığınak... Bir evde muhabbet varsa, orada taş duvarlar bile dile gelir, odalar huzurun kokusuyla bezenir. Muhabbet, bir aileyi sadece bir arada tutan bir bağ değil; aynı zamanda fırtınalı denizlerde gemiyi sağ salim karaya ulaştıran gizli bir pusuladır. Kalpler birbirine sevgiyle, hürmetle ve vefayla bağlandığında, o yuva sadece içinde yaşayanların değil, tüm insanlığın sığınabileceği bir şefkat ocağına dönüşür. ​Bir haziran ikindisinde esen serin bir imbat rüzgârının teni ferahlatması gibi, bir milleti ayakta tutan ve ona nefes aldıran da içindeki huzur ve refah iklimidir. Huzur, bir toplumun can suyudur. Komşunun komşuya tebessüm ettiği, sokaklarında güvenin kol gezdiği, dertlerin paylaşılarak azaldığı bir memleket, yeryüzünün en zengin ülkesidir. Çünkü gerçek refah, sadece hanelere giren maddi kazançla değil; gönüllere yerleşen kanaatle, adalete olan sarsılmaz güvenle ve birbirinin hakkını gözetme erdemiyle ölçülür. Bir millet, ortak sevinçlerde tek yürek olabiliyor, birinin acısını diğeri kalbinin en derininde hissedebiliyorsa, o huzur kalesi asla yıkılmaz. ​Ellerimiz ise bu dünyadaki hikayemizin en sadık şahitleridir. Onlar sadece tutunmak, çalışmak ya da inşa etmek için değil; açıldığında göğe yükselen dualarla bereketi yeryüzüne indirmek için verilmiştir. ​Dua ile semaya uzanan, alın teriyle yoğrulan ve sadakatle birbirini kenetleyen eller; huzurun, güvenin ve
Duygu ve Düşünce
babamın cübbesinin içine sığınabildiğim zamanlara özlemim. namaz kıldıktan sonra ellerini semâya kaldırıp uzun uzun senâ edişini seyredişime. dizinin dibine oturuşuma sonra ve kardeşlerimle oyun oynarken saklanmak için onun cübbesini arayışıma. beni sînesinde cübbesiyle sarıp sarmalayışına ve o ân bu âlemden sıyrılarak kendimi teskîn hâlinde buluşuma. özlemim; gülüşlerimin kırgınlıkla son bulmadığı mâziye, ışık arayışı içinde olmadığım ışığın tecellisi olduğum yaşlara, zaman kırıntıları’na... ve yazarken mırıldandığım dizeler: “ne kadar uzak, uzak yollardan gelir bize ve çok yabancı bir şey gibi sevinçlerimiz keder durmadan çiçek açar içimizde”
Reklam
Reklam