15 yaşındaki bir “oğlancık”ın kendinden yaşça büyük bir kadınla, Hanna, olan hikâyesiyle başlayan kitap, yıllar boyunca onun zihninde yankılanan soruların peşinden gidiyor. Bazı sorular cevap buluyor, bazılarıysa cevapsız kalmayı seçiyor. Ama cevapsız kalanların insanın peşini ömür boyu bırakmadığını, hatta hiç beklenmedik bir anda yeniden filizlenebildiğini gösteriyor kitap.
Hikaye ilerledikçe, yalnızca bireysel bir yüzleşmeye değil, tarihin karanlık bir dönemine de dokunuyoruz. Hanna’nın geçmişi, Nazi döneminin gölgesinde şekillenmiş bir sessizliği ve taşınan bir yükü okuyoruz. Sevdiklerimiz tarafından işlenen suçun büyüklüğünü ve sebeplerini de sorgulatıyor kitap.
Sevdiğim bir cümle ile bitireyim; “kaçış yalnızca bir uzaklaşma değil, bir varıştır aynı zamanda.”