1866 yılı Rusya’sını yansıtan ‘Suç ve Ceza, Dostoyevski’nin ölümüne 15 yıl kala açlık ve sefalet içinde kaleme aldığı eser olmakla birlikte ülkenin sosyo-ekonomik yanlarını tümüyle ortaya koymaktadır. Yöneten ve yönetilenlerin iyice birbirinden ayrıldığı bu dönemde orta sınıf neredeyse yok denecek kadar az. Eserdeki maddi ve manevi dünya arasındaki çelişmelerin başlıca noktasını da bu oluşturuyor. Dostoyevski bu çelişkileri de dikkate alarak kendisiyle ve çevresiyle uyuşmayan, toplumsal eşitsizliklere karşı büyük bir nefret duyan, dürüst, düşünen, aydın bir gencin çok yönlü bir portresini çizmiş. Hem suç hem de ceza kavramlarıyla en fazla uğraşan, bunları yalnızca birer olgu olarak almakla kalmayıp, saikleri ve sonuçlarıyla didik didik eden yazar, özellikle “Suç ve Ceza”da; suç, hukukilik, yasallık, ahlak, vicdan azabı, pişmanlık, gurur incinmesi, ceza meseleleri hakkındaki görüşlerini romanın baş karakteri aracılığıyla ortaya sermiş.
Ayrıca edindiğim birkaç bilgiye dayanarak Raskolnikov adı rusça “bölünmüş” anlamına gelen sanırım raskolnik veya raskolnot sözcüğünden türemedir; bu da karakterinin en önemli özelliğinin toplumdan yabancılaşma olması bakımından gayet uygundur. Dostoyevski karakterlerinin isimlerini demek oluyor ki rastgele seçmiyor. :)
Üstad bu romanda suçu, bir hukuk düzeninin tanımladığı kapsamın dışında ele almış. Nihilist bir yaklaşımla işlediği suç Raskolnikov için suçtan ziyade gereklilik olarak addediliyor. Bu anlayış çerçevesinde hukuk salt siyasal düzen içinde uygulanan ve herkesce uyulması zorunlu olan kurallar bütününden ibaret değil. Burada yazarın suçun cezası olarak karakterine nakşettiği nokta tamamen vicdanendir.
Romanın başkarakteri üzerinden geçmişte yaşadığı idamdan kurtuluşunun ardından hissettiği duyguları aktarıyor yazar.