Nazi Almanyası ve Yahudi Soykırımı...
Schindlerin Listesi, Auschwitz Dövmecisi, Auschwitz Kütüphanecisi gibi Anne Frank Günlükleri de beni okurken derinden etkilemişti. Bir gece de tepetaklak olan, bellirli sınırlar ve kurallar içerisinde yaşanmak zorunda kalan bir hayat. Ne zaman sona erecek belli değil.
Anne bu gerçekle yüzleşmek zorunda kaldığında , henüz küçük bir çocuk. İkinci Dünya Savaşı ile birlikte, Nazilerden kaçarak "Arka Ev" de, daha sonradan kendilerine dahil olan Van Daan ailesi ve Albert Düssel ile birlikte bir hayat paylaşmaya başlarlar.
Başlarda herşey normal seyretse de, farklı insanların bir arada oluşu, kısıtlı imkanlar, zor koşullar, zır karakterler, Anne nin anne ve ablasıyla girdiği " kişilik" çatışmaları ve " duygusal travmaları" kendi iç dünyasında yaradığı gel gitleri ve tüm bu yaşadıklarına ışık tutan günlüğü.
Başlarda kendisi için dolduruyordu bu günlüğü.
Bir gün, Hollanda hükümetinin Bilim ve Kültür Bakanı Bolkenstein'ın radyoda yaptığı bir konuşmada; " gelecek kuşakların savaşın dehşetini anlayabilmeleri, Almanların zulümlerine şahitlik edebilmeleri için, kayıtlı tüm belgelerin yayınlanması gerekiyor. Bunlar da ancak bu dönemde tutulan günlükler ile olabilir" demesi, Anne de farklı bir duygu uyandırdı. Savaşın ve Arka Evin tüm detaylarını anlatacaktı. Ve herşey sona erdiğinde, günlüklerini Kitap olarak yayımlayacaktı. En büyük hayali bu olmuştu.
Ne yazık ki Anne hayalini gerçekleştiremeden, Bergen-Belsen Toplama Kampında, on beş yaşında, hayatını kaybetti.
Günlüğünü ise onun adına, onun hatırasına saygıyla yayımlatan kişi ise, ailenin hayatta kalan tek üyesi babası Otto Frank oldu.
Dipnot: Bakanın konuşmasından sonra, günlüğünü tekrar derleyen Anne, ilginç bulmadığı bölümleri çıkartıp, hafızasında kalan anılarını ekledi.
Yine de ilk