Kitabın konusu çok güzel çok farklı. kitap 1953 yılında yazılmış olmasına rağmen bugün hala güncelliğini koruyor ancak anlatımı okuyucuyu yani beni çok yordu çok fazla betimleme ve monolog var. Olayın akıcılığından çok düşünce ve atmosfer aktarmaya itiyor kopuk geldi ve soğuk geldi kitapta ne olduğunu takip etmek bazen zor geldi kısacası fikir harika ama anlatım beni içine çekmedi zor bela kitabı bitirdim düşüncelerim bu şekilde.
Her yönüyle sarsıcı fakat bir o kadar da sürükleyici bir yaşam öyküsü. Her sayfayı okurken bir sonraki sayfada Aylin'in hayatında ne oldu acaba diye merak ederek okudum.Tamam şimdi güzel bir hayata kavuştu,her şey yolunda gidiyor derken her şeyin yolunda olmasından sıkılan Aylin'in yeni maceralarını bazen gülerek bazen Aylin'e kızarak bazen gözlerim dolarak okudum.Evet bir roman evet bu bir biyografi ama ben gerçekten bu yaşam öyküsünü yaşayarak okudum.Kaleminize sağlık Ayşe Kulin.
Öncelikle söylemeliyim kitaptaki “Pusulanın hep kuzeyi gösteren ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da daima,mutlaka bir kadını gösterir. Her zaman.” sözleri beni çok etkiledi.Kitabın bir nevi özeti diyebiliriz bu cümleler için. Evet ezilen,şiddet gören, hiçbir şey hakkında söz sahibi olmayan kadınların hikayesi. Ama kitabın adından da anlayacağımız gibi amma geç amma erken güneş her zaman doğar.Çok güzel ama çok acı bir kitap. Herkes okumalı.
Hayatta her zaman iyi rüyalar görmeyiz. Rüyalarımız bazen karanlık olur,soğuk olur, çalkantılı olur, sarsıcı olur. Bazen de çok güzel olur hiç uyanmak istemeyiz. Tuna’nın rüyası kendine göre tam olarak nasıldı bilemiyorum ama hep uyanmak istiyordu.Ama ben hiç kitap bitsin istemedim.
Ada,Aras,Tuna,Meriç.
Hiç sesi çıkmayan, silik karakterlerin de aslında sessizce kazanabileceğini gösteren, başrollerin içlerinde fırtınalar koparan, okuyucu da zaman zaman sarsan, aşkın her çeşidini içinde barındıran, -aşkın her çeşidi acı verir- ve bence çok güzel bir roman.