Bu sabah güneşe düşman kesildi hatıralar
Perdelerimi çekip aklımın en girilmez yerlerine burnumu sokuverdim
İyice bir kurcaladım, peki niye?
Ses nasıl unutulur hiç öğrenmiyim diye.
Kendimle baş başa kalmalıydım daha güçlü olabilmek için.
Kimine göre yerin dibine girmekten de hayli
Kanımın da pıhtılaşmadığı gibi, hatıralarımda yeri olan her insan hatırladıkça kanar benim içimde.
Baba da öyledir işte.
Hissi anlatmaya çalışmak;
Çığlıklara nefesinin yetmediği yerde gülümsemektir bazen,
Bazen de bir yeri kazmak için küreğe ihtiyaç duymamaktır,
Belki de o kürekle kendi suratının ortasına yapıştırmaktır öldürmek suretiyle.
Hayat bu herkesin başına gelir elbet,
Peki ya kursağında kaldıysa?
Küçük bi çocuk olmanın en iyi yanı dünyayı evinden ibaret sanmakmış.
Bir kaç oda ve sevdiklerin, başka mutlu eden hiçbir şey yok.
Odama kapanmayı severdim her zaman, kaç yaşıma gelirsem geleyim hep sevmeye devam edeceğim.
Kendi kendine yetebilmiş insanlara hak görülmüş bu yalnızlık,
Benim kaderim olacaksa eğer,
Sırt çantamdaki hatıraları denize dökmem yakındır.
Bu saatler çift sıfırı gösterene dek,
İçimdeki huzursuzluk hiç dinmeyecek.
Ve dünyama kaç bahar gelirse gelsin,
En sevdiğim çiçek hep solmuş olacak.
Tarih ne zaman beni bu gün geldiğinde var ederse,
Kalbimin bir diğer yarısı hep mezarının başında olacak.
Sana söz paramparça olduğumu sandığım her an için, dönüp bu günü hatırlayacağım.
Aklımın içinden dökülen bu sözleri gözyaşlarımla avutup, içimde inşa ettiğim o evin duvarında asılı bi portre olarak kalacaksın.
şanslısınız, çok hemde
bazılarınız, o bazılarınızdan olmayı hak etmiştim,
varoluşumun kenarından izliyorum
perdeyi usulca sıyırmış sinirden parmaklarımı ısırıyorum
yüzün hep gülsün, hain!
kendi kendime de yetiyorum, yine de seven bi kadınla olsaydım hayatım daha eğlenceli ve geleceğe odaklı hale gelirdi, yaşamaya değer olurdu. haz almadığın bir dünya da idare ederek yaşamanın bir değeri yoktur. tabi sizin sandığınız bel altı sahi hepsi sizin olsun bize yeterli kalbi.
“Ey büyük yıldız, aydınlatacak bir şeyin kalmasaydı yazgın ne olurdu? On yıl var ki buraya, mağarama çıkıyorsun. Eğer ben, kartalım ve yılanım olmasaydık, ışığından ve yolundan bezerdin. Fakat biz her sabah seni bekledik. İşığının fazlasını aldık ve bunun için seni kutsadık.
Bak! Ben, fazla bal toplamış arı gibi uzanacak ellere muhtacım.