Daha ilk sayfadan sizi içine alan kitaplar vardır ya, Şehit!’te öyle oldu benim için. Sayfalar akıp gitti ve ben çok güzel bir hikayenin tanığı oldum.
İnsanın anlam arayışı ölüm söz konusu oluncada beliriveriyor, yaşamının olduğu kadar ölümününde bir anlamı olsun istiyor insan. Aslına bakarsanız ölüm de yaşamın bir parçası. Genel olarak bu iki kelimeye birbirlerinden ayrıymış gibi baksakta yaşam, ölümü kapsayan bir şey.
İran asıllı Amerikalı yazar Kaveh Akbar’da bu kitabıyla insanın anlam arayışına ölüm üzerinden bakıyor. Ölümü sanat ile ilişkilendirerek, anlamlı olanın ve kalıcı olanan sanat olduğunu vurguluyor. Kitabı bu kadar sevmemin nedeni de bu aslında. Bu anlamı şahsi hayatımda, sanata dair yaptığım her şeyde tecrübe ediyorum ve bende, yazarla aynı yerden bakıyorum olaya. Sanatın mucizevi yönü beni tekrar ve tekrar mest ediyor!
Öte yandan, kurgu katman katman açıldıkça, baş karakter Cyrus’a ve annesine dair okuduğumuz detaylarda şunu da görüyoruz; sanatın, insanlar yaşarken onlara tutunacak bir dal olmasını görüyoruz. İnsanın anlam arayışının yegane bir parçası olduğunu görüyoruz. Neresinden bakarsak bakalım mucizevi bir şey!
Ayrıca kitabın dili de oldukça keyifli ve akıcıydı. Kitabın dili, aslında şair olan yazarın şair kimliğinden besleniyor ve ortaya sürükleyici ve bir o kadar da etkileciyi bir dil çıkıyor. Kitabın her bölümünde baş karakter Cyrus’un anlamlı ölebilmek üzerine, şehit olmak üzerine kaleme almak istediği ve adını “Şehitler Kitabı” koyduğu eserinden bazı kesitler de okuyoruz ayrıca. İnception misali “kitap içinde kitap” yani. Hatta kurgu öyle bir yere gidiyor ki, kitabın bir bölümünde, İran şiirinin, divan edebiyatının köklerinden biri olan Firdevsi ile ilgili bir hikaye de okuyoruz. Edebiyata nasıl doyduğumuzu varın siz düşünün!
Son olarak,