"Hayatta benliği değişenler, aynaya bakmaktan vazgeçenlerdir." Her fırtına bir gün diner. Sen her fırtınadan sonra sakin akıntıda kendi yüzüne bak ve kim olduğunu unutma. Asla vazgeçme.. Ve unutma; uzaklarda her zaman sana doğru uçan bir kelebek olacak.
Sen hayat denizinde ufak bir sandal olabilirsin. Ama unutma, büyük gemilerin aksine, sandaldakiler suya baktıklarında kendi yüzünü görürler. İçin sıkıldığında, umudunu kaybettiğinde, kürek çekmekten yorulduğunda suya bak ve kim olduğunu hatırla.
Aşk'a uçarsan kanatların yanar!" demiş Şirazi, tıpkı sizin gibi..
"Aşk'a uçmazsan kanat neye yarar?" demiş ona Mevlana..
"Aşk'ı bulduktan sonra kanadı kim ne yapar?" demiş sonra Yunus Emre..
Söylesenize haklı değiller mi? Belki de o yanmasından korktuğun kanatlar başından beri ona uçman içindir...
Gecenin zifiri karanlığı masama çöktüğünde, “Sözler”in nuruyla kalemi elime alır, o kadim lisanın huzuruna sığınırım. Benim için Osmanlı Türkçesi ile yazmak, harflerde kaybolup kendi sesimi bulmaktır. Bu sayfalara düşen her satırda kalbime inen sarsılmaz bir dinginlik, tarifsiz bir teslimiyet yankılanır. Dünyanın bütün gürültüsü bir damla mürekkepte boğulurken ben o derin sükûnetin içinde nefes alır, varlığımı sessizliğin rahmetine bırakırım.
(Yazı tahtamı Ankara Hacı Bayram Veli Camiinin oradaki bir dükkândan almıştım.)