Bu eser büyük bir felsefi derinlik barındırıyor. Bu açıdan bakıldığında kitap günlük siyasetin ve toplumsal yapının sınandığı bir düşünce laboratuvarı gibidir. Topçu, bölük pörçük kavramlara sıkışmadan, insanın bireysel varoluşunu detaylı bir incelemeye tabi tutar. Kitabın merkezinde “varlık” ve “özgürlük” kavramları vardır; fakat Topçu, bunları soyut birer felsefi kategori olarak bırakmaz. Varoluşu dil, eğitim, ahlak ve siyaset gibi çeşitli somut alanlarla ilişkilendirir. Ona göre birey, yalnızca kendi iç dünyasının sahibi değil, aynı zamanda içinde yaşadığı toplumun ruhunu taşıyan ve ona cevap verme yükümlülüğü olan bir varlıktır. Bu yaklaşım, kitabı yalnızca metafizik bir inceleme olmaktan çıkarıp “etik-politik bir manifestoya” yaklaştırır. Kitpata deneme tarzı bir ruh hâkimdir, kısa ama yoğun düşünce parçaları, yer yer kişisel gözlemler ve tarihsel göndermeler vardır. Bu yapı, kitabı akademik titizlikten koparmadan, geniş bir okur kitlesine ulaştırır. Kitapta bazı yerlerde toplumsal eleştiri hakimdir. Bunlarda Topçu'nun kendisine katıldığım birçok husus vardı. Kendimce oluşturduğum başlıklar: Korku toplumu ve bunun getirdiği suskunluk, eğitimli ancak vicdansız toplum, menfaate dayalı ilişkiler, kalabalığın getirdiği derin yalnızlık, ihmalin getirdiği sessiz felaket gibi gibi... Düşünerek okumayı seven herkese tavsiye ederim