Başının üzerinde sevginin yıldızları yanıp sönüyormuş gibi aynı ışık parlıyordu ve o yıldızların altından da ömür boyu yaşayacakları sevinç ve acılarla dolu hayatlarının yolunu geçiyordu.
Garip olan ise bu iki Meryem Ana resminin birbirine benzediği kadar birbirinden farklı olmasıydı. Biri kendisini yaşamın güzelliğine güvenle bırakmış, diğeri ise acının karanlık meyvesini tatmış ve gelecekte olacak korkunç olayları sezmiş iki kız kardeş gibiydiler.
Resmin asıl düşüncesine ve hissettirmek istediğine daha fazla yaklaşmaya cesaret edemiyordu, çünkü gerçeklik büyüsü yavaş yavaş çekilmiş, yarattığı resmin iki çehresi adeta ruh bulmuştu ve resmi çizdiği er anın hatırası solmaya başladıkça, bu resmi bir insan elinin yarattığına inanamaz oldu.
Bu insandan kendisine ve yüreğine uzanan bir yol yoktu. Aynı evde yaşıyorlar, fakat birbirlerini tanımıyorlardı ; sıkılıyorlar, birbirlerini anlamıyorlardı.
Bir zamanlar tüm oyun arkadaşlarını reddetmesine, onlardan uzak kalmasına, çevresiyle gereksiz tüm konuşmalardan kaçınmasına neden olan sınırsız inadı, ne yapacağını bilemediği o karanlık günlerde bir lanet gibi içini yakmıştı.