Öyle uzağım ki annemden, kardeşimden,
Maçka Parkı’ndan, Elsa’dan, Osman’dan,
kendim yazmış gibiyim senaryoyu şimdiden:
Herbirine bir telefon, kimbilir kimden:
“Başınız sağolsun ne demeli, bilmem ki,
daha dün akşam yemekte beraberdik.
Fazlaca içti, biraz keyifsizdi.
Mesafelere yenildiğinden söz etti”.
Elsa’yı aramak gelmeyecek kimsenin aklına.
Ertesi sabah aradığında erkenden beni,
okumak üzere kenara konmuş onca kitap,
henüz kullanılmamış bir uçak bileti,
yazıp da arkasını getiremediğim iki dize,
uzun uzun dinleyecekler telefonun sesini.
“Kaçırdım yine” diyecek. Kalkıp işe gidecek.
En kötü ihtimalle bir otobüs gecikecek belki.
O gün de bir önceki gibi geçecek.
Dağıtır saçlarını ve yalvarıp uzaktan
Mavi bir iklim gibi çağırır beni sesin,
Tertemiz göklerinde dal dal erguvan açan
Rüyalarıma ışık ve özlem serpmektesin.
Tanıdığım bir ağaç var
Etlik bağlarına yakın
Saadet'in adını bile duymamış
Tanrı'nın işine bakın.
Geceyi gündüzü biliyor
Dört mevsimi, rüzgârı, karı
Ayışığına bayılıyor
Ama kötülemiyor karanlığı.
Ona bir kitap vereceğim
Rahatını kaçırmak için
Bir öğrene görsün aşkı
Ağacı o vakit seyredin.