Muhammet Bilal Akgül

«Osmanlıca» bir ıstılahtır, asla bir dilin adı değildir. Osmanlıca diye ayrı bir dil yoktur. Esasen 1913-1914 yıllarına kadar «Mekteplerde» Türkçe, «Lisan-ı Türkî» adı ile okutulurdu. Ancak, devletimizin zayıf düşmesi üzerine, azınlıkların baskısı ile bu dersin adı değiştirilerek, onları memnun etmek üzere «Lisân-ı Osmanî» yapıldı. Türk yurdunda Türkçe’den rahatsız olup «Osmanlıca» dememizi isteyenler azınlıklardır. Bizler de safiyetle bu kelimeyi benimsemiş olacağız. Osmanlıca’yı Türkçe’den farklı bir dil sananlara sormak gerekir. Osmanlar, Orhanlar, Muradlar, Yıldırımlar, Fatihler, Yavuzlar... Türkçe konuşmuyorlar mıydı?
Hayata Dair
ORDU MİLLET
Yüce dinimiz, “cihad”ı (mukaddes savaşı) bütün «mümin»lere farz kılarken, bütün mensuplarını «Allah’ın ordusu» durumunda mütalâa eder, İslâm dininde her «mümin» aynı zaman da gerektiğinde, mukaddes bir savaşçıdır. İşte, İslâmiyet’in, cihadı, «bütün müminlere farz kılması», Türk’ün «ordu-millet» karakterini bütün haşmeti ile kavramış, onun sosyal, kültürel, ekonomik ve politik sisteminde çok müessir olmuştur.. Müslüman’ın «özel hayat»ı bile, bu mukaddes savaşın bir parçası haline gelmiş bulunmaktadır. Müslüman, bir savaşçı olarak doğar, isim alır, yaşar ve ölür. Türk İslâm kültür ve medeniyetindeki «Alp-Erenler» bu ruhun tarihimizdeki ifadesidir.
Hayata Dair
Sömürgeci devletler, sömürmek istedikleri ülkede okul açmaya,o ülke çocuklarını kendi ülkelerine götürüp okutmaya, sömürmek istedikleri ülkeye öğretmen, kitap, film... göndermeye can atıyorlar. Çok defa «beynelmilelci» sloganlara yapışarak vatan çocuklarını, kendi öz tarihlerine, millî ve mukaddes kültür ve medeniyetlerine, millî ülkülerine yabancılaştırmaya, dinlerine, dillerine, bayraklarına ve tarihî mefahirine düşman etmeye çalışıyorlar.
Hayata Dair
zamanımızda, milletlerarası mücadele, mahiyet değiştirerek planlı ve sistemli bir «kültür savaşına ve medeniyet boğuşmasına» dönüşmüş bulunmaktadır. Yeni sömürgecilik, adı verilen bu savaşta, «kalkınmış devletler»in hedefi, artık her şeyden önce, insan unsurunun «kafası ve gönlü»dür.
Emperyalistler
Çeşitli vasıta ve tekniklerden istifade ederek -sömürülmek ve ele geçirilmek istenen ülkede- kendilerine sempati duyan veya açıkça kendilerinden olan kadrolar geliştirmek isterler. İşte, «yeni sömürgecilik» “neokolonyalizm”, bu fikirden hareket eder. Yeni sömürgecilik, kendini çok iyi gizlemesini bilir. O açıkça meydana çıkmaz. Kendine, insanları cezb edecek bir «maske» ve balıkları oltaya çekecek «cazip bir yem» bulur.