Nobel edebiyat ödülü, son yıllarda ne kadar tartışılan bir ödül olsa da, benim adıma edebiyat rotamı belirlemek ve zenginleştirmek adına hala önemli bir işlev görüyor. 2017 Nobel Edebiyat ödülünün Japon/İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’ya verildiği açıklandığında, kütüphanemde olmayan ve daha da ötesi varlığından haberim bile olmayan bir yazarla daha tanışmış oldum.
Benim gibi yılda ortala 30 kitap okuyan bir okur için bu utanılacak bir durum. Japon edebiyatı külliyatım sadece Murakami ile sınırlı kalmış. Nobel Edebiyat ödülü, benim gibi edebiyatın derin sularına yeterince inmeyen okurlara, daha derinlere dalma fırsatı veriyor.
2017 yılının ödül sahibi olan Kazuo Ishiguro’nun kitaplarını araştırır araştırmaz, Türkiye baskılarının Yapı Kredi Yayınları tarafından yapıldığını öğrendim ve en kısa sürede soluğu bir YKY satış noktasında aldım. Yazarın en olgun eserinin “Günden Kalanlar” isimli romanı olduğunu öğrenmeme karşın, kitapevinde bu kitabını bulamadım ve o an bulunan kitaplarından “Uzak Tepeler”i ve “Gönülü Dev”i satın aldım. Bu iki kitabın özellikleri ise yazarın ilk ve son yayınlanan eserleri olması.
Kazuo Ishiguro, kendisi 5 yaşında iken Japonya’dan İngiltere’ye taşınan bir ailenin üyesi. Kültürel altyapısı Japon olmasına karşın, eğitimini İngiliz sistemi üzerinde tamamlamış ve eserlerini İngilizce dilinde yazıyor. Farklı aidiyet köklerine sahip olan insanlar, bu köklerin sentezi ile ürettikleri eserlerle fark yaratabiliyorlar. Kazuo Ishiguro’nun “Uzak Tepeler” isimli eserinde bu farkı hissetmek mümkün.
“Uzak Tepeler” yüzeysel okuyuş ile oldukça naif ve yumuşak bir roman. Aynen bir Japon Geyşa’sının erkeğine karşı sergilediği saygılı ve alçakgönüllü tavır gibi. Oysa romanda kelimelerin ardındaki derinliği hissettikçe, bir Japon samurayının sertliğini ve