Bazı kitaplar sadece bir yazarın hayatını değil, okuyan kişinin iç dünyasını da açığa çıkarıyor. Babaya Mektup tam da böyle bir metin. Kafka’nın babasına duyduğu korku, hayal kırıklığı ve özlem satır aralarına işlemiş. Ama bir noktadan sonra bu sadece onun değil, ebeveynleri tarafından yeterince anlaşılmamış herkesin hikâyesine dönüşüyor. Okurken içimi bir sıkıntı kapladı. Bir çocuğun kendini yetersiz hissetmesinin ne kadar ağır bir yük olduğunu bir kez daha fark ettim.
Kafka’nın dili kırılgan ama bir o kadar da gerçek. Öfke kusmuyor, sadece yaşadığı baskıyı anlatıyor. Babasının ona genellikle "Bunu şöyle yapamaz mısın? Senin için fazla değil mi? Bunun için zamanın var mı?" dediğini söylüyor. Bu sözleri okumak bile insana ağır geliyor. Sürekli eleştirilmek, ne yaparsan yap yeterli görülmemek… Böyle büyüyen biri, bir süre sonra kendi sesini bile kısıyor.
Ama bu mektup sadece bir serzeniş değil, bir yüzleşme. Kafka belki de ilk kez babasına içini tam anlamıyla döküyor ama mektubu hiçbir zaman göndermiyor. Belki de babasının onu hiç anlamayacağını biliyordu. İşte burası beni en çok etkileyen yerlerden biri oldu. Söylemek istediklerini içinde bir ömür taşıyıp, yine de konuşamamak…