"Ama her şey çok çabuk değişiyordu. Artık bunu anlamıştı. Bir at bir gecede yaşlanıp sakatlanabilirdi. bir arkadaş da aynı hızda bir yabancıya dönüşebilirdi."
Yazarın okuduğum üçüncü ve bence en güzel romanıydı :)
Anlatılanlar okuyucuya öyle güzel işlenmişti ki her sayfasında gerçek hayattan bir şeyler buldum ve gözlerim dolu dolu okudum. Kitap tuğla gibi gözükse de aldırmayın yazarın dili son derece akıcı ve sizi içine çekecek! Okurken yaşadığımız nadir kitaplardan olduğunu düşünüyorum…
Bir gün hayatta istediğimiz her şeyi elde etsek de elimizdeki her şeyi kaybetsek de aslında önemli olanın bizi sonsuz sevecek kişiler biriktirmek olduğu çok güzel anlatılmıştı romanda.
Tully hedefine odaklanan, ne istediğini bilen ve istikrarlı bir kişi gibi gözükse de aslında bilinçaltının derinliklerinde ihtiyaç duyduğu şeyi asla bulamayan, savrulup duran kişiydi gözümde. Kitap boyunca seçimler yaptığımızdan bahsediliyor. Her kadının önündeki "kariyer mi? annelik mi?" sorularını iki karakterde de yaşatarak gösteriliyor. Kate bir aile kurmayı seçerek kariyerini terk ediyor fakat Tully hem kariyerinde herkesi ezerek ilerlemek hem de Kate'in fedakârlıklarla kurduğu ailesine ortak olmak istiyordu. Maalesef gerçek hayatta karşımıza çıkan hırslı ve uslanmak bir kişi gibiydi tully. Hatta romanın bir kısmında "keşke arkadaş olmasalar, birbirlerine faydadan çok zarar veriyorlar" diyerek sinir krizleri geçirdim. Bencilliğin vücut bulmuş hali olan bu karakteri başlarda çok sevmiştim fakat aslında onu sevmemin sebebinin alttan alışları olduğunu fark ettim kitabın sonlarına doğru. Kariyerim adı altında Kate’i sürekli hayal kırıklığına uğrattı, her seferinde ondan özür dilemesini bekledi ve en yakın arkadaşına gizliden hissettikleriyle tam bir kanser karakterdi.
Kate o kadar mükemmel değildi tabii ki. Fazlasıyla hata yaptı, doğru bilerek yaptığı birçok hatası vardı. Hem sevilmek hem de çocukları için doğru olanı yapmak arasında sıkıştı kaldı. Onun