Gelelim şu anlat anlat bitirilemeyen muhteşem kitaba. İlk Zülfü Livaneli okuyusumdu. Önce biraz eleştireceğim çünkü kitabın başından yorumlamaya başlarsak baş karakteri kadın olarak bir farklılık ortaya koymaya çalışmış yazar. Bu güzel olurdu fakat bu kadin karakter Maya'nın anlatım ağızını hiç beğenmedim sanki bir ergen yazarın kitabı bana okutuluyormuş gibi geldi. Sürekli İstanbulun kalabalık ve eskiye göre bozulmuş diyerek laf sokarak olur olmadık cümlelerin sonuna da ekleyerek yakınması sürekli bir mesaj verme çabası acaba deneme yazsa daha iyi olmazmıydı dedirtti.
Yazar dil, din, ırk, cinsiyet ayrımlarına her parağrafında dehşet dikkat çekmeye çalıştıği halde türbana sorun sünnete ise Türk erkeklerinde travma ve özgüvensizlik sebebi olarak görüyor. Bu ne yaman çelişki!
Alintılar;
“Son yıllarda polisler, daha çok türbanlı öğrenciler için buradalar” dedim. “Kız öğrencilerin türban denilen İslami örtüyle üniversiteye girmesi yasak olduğu için...”
Elini kaldırıp, bir dakika izin ister gibi işaret yaptı. Ben sustuktan sonra biraz daha bekleyip sordu:
“Peki türban takanlar ne yapıyor?”
“Kimi türbanını kapıda çıkarıp bere giyiyor, kimi de dönüp gidiyor, üniversiteyle ilişkisi kesiliyor. Gerçek saçı görünmesin diye peruk takanlar bile var.”
“Benim zamanımda hiç böyle sorunlarla karşılaşmamıştık. Kız öğrenciler türban takmazlardı.”
“Dedim ya profesör, Türkiye çok değişti.”
(En çok buna güldüm)Yürümeye başladık. İçimden gelmesine rağmen valizini taşımaya yardım etmeyi teklif etmedim. Çünkü bunu bir gencin yaşlıya yardımı değil de, Müslüman bir kadının içine yerleşmiş kölelik duygusuyla geleneksel hizmet anlayışı olarak görmesinden çekiniyordum.
Daha baska alıntılarda var bir kaç tane profilimde okuyun kendiniz görün önyargılı olanlarda.
Bunları geçersek fazlaca