Yenilikçi ama bir o kadar da çaylak olan bir gencin, kendinden başkasının fikirlerine pek saygısı olmayan, yetişme tarzlarına, dini anlayışa, duygulara ve romantizme tahammülü olmayan; farklı bir bakışta kendi benliğini tam olarak oturtamamış ve geldiği yerden çok ayrı ve bir türlü kabul etmeyen inatçı ve empatiden yoksun liderinin önderliğinde başlayan bir hikayeye şahitlik ettik. Kitabın başında tabii ki gençleri anlamaya ve hak vermeye çalıştım ancak Bazarov'un sınır tanımazlığı, sanata değer vermemesi ve doğayı ve gözümüze güzel gelen her şeyi sıradanlaştırıp basit görmesi ondan uzaklaşmamı sağladı. Çünkü hayat, içindeki bu küçük ayrıntılarla bizi kendine hayran bırakır. Sıradan olan ve rutinimiz haline gelen şeylerdir bizi yaşama bağlayan. Sevginin, inançların ve bağlılığın olmadığı yerde insan nasıl yaşayabilir? Sırf gururu sebebiyle bile bir kadına yenik düşeceği düşüncesiyle ona olan duygularını itiraf etmekte zorlanan karakterimiz aynı zamanda bunun bir aşk olduğunu kabul etmekte de zorlandı. Çünkü eğer bir kadına aşık olarak görünürse romantizme köle olacağını ve kendini yeterince güçlü hissetmeyecegini sanıyordu. Ama Bazarov'un asıl problemi sevmeyi bilmiyor oluşu ve bunun onu ne kadar güçlendireceğiydi. Duygularımızı matematikle yönetemeyiz. Hesap kitap yaparak aşık olamayız, merhamet ederken ya da hayran olurken bile. Andrey, hocasından önce pes etti çünkü onun duyguları güçlüydü. Ancak Bazarov ölümüne yakın fark etti nelerden gereksiz yere uzaklaştığını. Artık çok geçti, ölüm ansızın geldi.