7/10
·120 syf.··
2026 20. kitabı
Robert ve Gloria ünlü oyuncular olabilmek için Hollywood’a geldiler ancak Hollywood onları bir türlü kabul etmiyordu.Onlar da çareyi dans maratonuna katılmakta buldular.Hiç durmadan saatlerce dans etmeli, finale kalmalı ve ödülü kapmalılardı.Ayrıca izleyiciler arasında gizli, Hollywood için oyuncu keşif yapan kişilerde bulunduğundan belki keşfedilme şansına da nail olabilirlerdi. Ama bir yandan da rakipleri dişli, maratonu yönetenler ise oldukça acımasızlardı.Yarışmacılar kanlarının son damlalarına kadar sömürülüyorlardı.İzleyici kazanmak için her türlü oyun oynanıyordu.Gloria ise zaten Robert ile ilk tanıştıkları andan itibaren ölümle ilgili konuşan, ölmek istediğini söyleyen bunalım bir kızdı ancak bunun gerçekleşeceğini, hem de bunun Robert sayesinde olacağını kimse tahmin etmemişti. Bu kitabı okumak da bir nevi maraton gibiydi.Hızlı, atraksiyonlu, gerilimli.Anlamlı mesajlar içeren bir kitap.Yazar da zaten bombardıman görevlisi ve gazeteciliğin yanında aynı zamanda aktörlük ve senaryo alanında da üretken bir insanmış ve Hollywood dünyasında tutunmaya çalışırken edindiği gözlemler neticesinde ilk eseri olan bu kitabı yazmış.Keyifli zaman geçirtti.
Atları Da VururlarHorace McCoy · Tersine Kitap · 2026714 okunma
Ağlattı, Sarstı, Ama Hâlâ Hayatımdan Çıkmadı…
10/10
·864 syf.·
Beğendi
·
2024 37. kitabı
Değersiz Bir Hayat’a sanırım üç yıl önce, tam da beni paramparça edecek bir kitaba ihtiyacım olduğu bir dönemde başladım. Sosyal medyada sürekli karşıma çıkıyordu ama ilk sayfalarda tam olarak neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Yavaş yavaş ilerledikçe karakterler hayatıma sızdı; her sayfayı okurken elim göğsümde, kalbim sıkışarak, bazen durup nefes alarak okuduğum bir maratona dönüştü. Yer yer kendimi adeta duvardan duvara çarpılmış gibi hissettim; kitap beni yalnızca ağlatmadı, aynı zamanda sarsıp sarstı. Hayatımda hiçbir kitapta bu kadar çok ağladığımı hatırlamıyorum ve sanırım yazar da tam olarak bunu istiyor: okuru sarsmak, incitmek ama aynı zamanda derinden hissettirmek. Roman Jude ve Willem’in birlikte bir ev tutmasıyla başlıyor, ardından Malcolm ve JB’nin de katılımıyla dört kişilik bir arkadaş grubunu tanıyoruz. Jude; sessiz, içine dönük, inanılmaz zeki ve başarılı bir avukat ama aynı zamanda kırılgan, yaralı ve sevilmeyi hak etmediğine inanan bir karakter. Willem ise benim için tüm edebiyatta özel bir yere sahip — koşulsuz şefkati, sıcaklığı ve Jude’a olan sabrı hâlâ düşündükçe tüylerimi diken diken ediyor. JB daha mesafeli, hırslı ve estetik kaygıları olan bir ressamken; Malcolm grubun daha sakin, rasyonel ve “düz” görünen mimarı. Açıkçası JB’ye hiç yakın hissedemedim; onun yaşadıkları ve dönüşümü bana hiçbir zaman tam olarak geçmedi. Ama Jude ve Willem kalbime kazındı. Kitap ilerledikçe Jude’un geçmişini flashback’lerle görüyoruz ve o noktadan sonra okuma deneyimi bambaşka bir hâl alıyor. Çocukluğunda maruz kaldığı fiziksel ve cinsel istismar, onu hem bedenen hem ruhen derinden yaralamış. Yürürken aksaması, kimseye anlatmaması, sürekli içine kapanması… hepsi anlam kazanmaya başlıyor. Bu sahneleri okurken Jude’la birlikte üzülüyor, onunla birlikte
Alıntı
Değersiz Bir HayatHanya Yanagihara · Doğan Kitap · 20245,6bin okunma
Reklam
Siyasallaşmış kültürün içinde güç kazanmaya dair
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Egalité Sherry B. Ortner, değerli bir Amerikalı kültürel antropolog. Daha önce, önem verdiği Geertz üzerine, kendi yazısını da içeren derlemesini okumuştum. Bu defa giriş ve altı makalesi de kendisine ait olan derlemesini okumuş bulunuyorum. Kısaca özetlemek isterim; İlk makalede işçi sınıfının ve orta sınıfının söylemindeki cinsellik kavramlarının altında "sınıf"ı arıyor. Makalenin son bölümünde bu arayışın belki de en iyi şeklinin kurgu yapıtları olduğuna dair örnekler gösteriyor. İkinci makalesinde, egemenliğe karşı direniş konusunu çok iyi ele alma potansiyeli olan bir bilim dalı olmasına rağmen etnografiden uzak kalma sorununu ele alıyor. Bu makalenin sonunda da ilkindeki gibi kurgusal yapıtları ele alıp bunlardaki uzaklığı tartışıyor. Üçüncü makalede, kimlik (temel olarak etnisite, ırk) kavramının altında sınıfı arıyor. İnceleme alanına giren orta sınıf Yahudi lise öğrencileriyle yaptığı görüşmelerden örnekler veriyor. Sonraki makalede, Amerika'da gündeme gelen X kuşağının medyaya yansıyan ve "beyaz" şeklinden farklı olarak, meseleyi orta sınıfın dönüşümlerini olarak inceliyor. Alt ve üst orta sınıfların bu sorunu farklı deneyimlediklerini ve algıladıklarını gösteriyor. Beşinci makalede, öznellik kavramı üzerinde duruyor. Güç ve bağımlılığın aşılması için öznelliğin önemli olduğunu düşünüyor. En çok değer verdiği Geertz'in bu konudaki fikirlerini inceledikten sonra, Jameson (1984) ve Sennett'te (1998) bu konuya dair yararlı olacak fikirleri tespit ediyor. Sonuncu makalede, aktörlük (agency) ile güç ilişkisini ele alıyor. Sosyal bilimler literatürünü tararken kendisi gibi aktöre/öznelliğe en fazla önem verenin sosyal tarihçi William H. Sewell Jr olduğunu söylüyor. Bu aktörlük ve güçlenme veya güce (egemenlik ve eşitsizlik) karşı durma arayışının amacı
Edebiyat
Anthropology and Social TheorySherry B. Ortner · Duke University Press · 20061 okunma
Ben ettim, siz etmeyin
4/10
·136 syf.··
2025 150. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 26 Kasım 2025 22:01
Çok gereksiz bir kitap. Çoğunuz eminim Bela Lugosi'nin adını duymamışsınızdır. Duymamanız çok normal, çünkü öyle Dünya çapı şan yapacak bir aktörlük kariyeri yok. Böyle ilgi çekici bir hayatı da yok. E napayim ben senin hayatını? Hadi Bela'yı bir kenara koyalım kitaptaki anlatıma odaklanalım diyecem ama kitapta çok sıkıcı. Anlatımı çok zayıf kalmış.
Biyografi
Bela LugosiMarion Mousse · Karakarga Yayınları · 202510 okunma
Kitabın Adından Yanlış İzlenim
5/10
·120 syf.··
2025 14. kitabı
Aktörlük sanatı adına yazılmış en kötü kitaplardan biri. Belki külliyattaki en yetkin kuramcı ve tiyatro insanlarının eserlerini okumamış olsak bu kanıya varamayabiliriz. Önermelerin sıkça tekrar edildiği (siyah ve beyaz yerine griyi aramak, gözlem yapmak, doğayı sanatlaştırmak yerine sanatı doğallaştırmak vs.) zaten en paragöz kursların bile oyuncu adaylarına yanlışlıkla da olsa önerdiği en temel bilgilerden ötesi yok. Kesinlikle bir eğitim kitabı değil, oyunculuk üzerine bir deneme denseydi bu denli eleştirmezdim. Ayrıca metin daha çok felsefe üzerinden ilerliyor ve özlü sözler ve esprilerle aktarılan bu felsefeler oyunculuğun pratik örneklerine bir türlü bağlanamıyor. Diyaloglarda ise usta sıkça konu değiştiriyor, öyle ki bir önceki söylediğine bir açıklama ya da örnek beklerken alakasız bir başka alana geçiyorsunuz ve bu da akıcı bir okumaya izin vermiyor. Belki akmaması düşünmek adına daha faydalı olabilecekken birbirinden kopuk fragmanlar oyunculuk sanatının bahsedilen herhangi bir alanına da yoğunlaşmayı engelliyor. En büyük çelişkiler ise yazarın yazdıkları ve kişisel hayatıyla alakalı. Alın size göze batan bir örnek: dizi oyuncuları ile tiyatro oyuncuları hakkında söylediklerinden sonra sahneye koyduğu Yedi Kocalı Hürmüz'ün başrolünde Çağla Şikel var. Hanımefendi ne kadar başarılı olsa da Gezen'in hiç mi ona para kazandıracak okullu bir öğrencisi yoktu da kendiyle çelişti. Daha uzatılır mevzu ama alanla ilgili bir kitabı baştan üzülerek eleyelim, sizler de vakit kaybetmeyin istedim.
Oyunculuk EğitimiMüjdat Gezen · Bilge Kültür Sanat · 201486 okunma
6/10
·368 syf.··
2025 41. kitabı
Emily St. John Mandel’i ilk kez okudum. Açıkçası kitabı duymamıştım bile, ta ki “New York Times’ın 21. Yüzyılın 100 Kitabı” isimli listesi sansasyonel yaratıp ortalığı kasıp kavurana dek. Ben de elbette listeyi merak edip neler varmış ve çevirisi olanlar nelerdir deyip baktım. İstasyon On Bir; yakın zamanda evrensel bir Corona salgını geçirdiğimiz için konu dikkatimi çekti. Distopik bir roman sanıp, “post-apokaliptik romanla karşılaşmak hoşuma gitti açıkçası. Türün kıyamet sonrası yaşam olduğumu belirteyim kısaca. İstasyon On Bir, altı kişinin hayatlarının kesişmesini anlatıyor yazar; Tanınan aktör Arthur Leander; son anda grip konusunda uyarılan Jeevan; Arthur’un ilk eşi Miranda; Arthur’un en eski dostu Clark; Seyyar Senfoni’deki bir oyuncu olan Kirsten ve kendi kendini peygamber ilan eden esrarengiz kişi olarak tanımlayabiliriz sanırım. Domuz Gribi’nin bir türü olan Gürcistan Gribi, romanda verilen paye oldukça büyük. Bu grip, griplere göre kuluçka evresi kısa, bulaşıcılığı yüksek ve ölüm oranı korkutucu boyutta olan bir virüs. Çok kısa zamanda okuduğumuz kadarıyla dünya nüfusunun %90’nını öldürmüş. Hal böyle olunca; ulaşım, internet ağları, hava-deniz ve kara yollarının durması ve romanda bu gündelik hayat ritüellerinin hepsinin sadece güzel bir anı olarak anlatıldığı kısımlar, kalbimi kırmadı desem yalan olur. Gripten sonra, “Seyyar Senfoni” diye anılan, gezici müzisyen ve oyunculardan oluşan bir ekip kasabaları geziyor. Daha sonra, kitabın seyrini değiştiren ve gripten önceki dönemdeki Arthur Leander’i geçişini anlatmaya başlıyor. Arthur’un küçük bir kasabada ortalama biriyken ünlü bir Hollywood aktörlük serüvenini okuyoruz. İlginç bir roman olduğunu söyleyeyim; dağınık anlatım biraz yoruyor açıkçası ve her ne kadar sevsem de, bu hikayede benimseyemedim.
İstasyon On BirEmily St. John Mandel · Pegasus Yayınları · 2017165 okunma
Reklam
Reklam