Kroniğe göre Vladimir; İslamiyet, Yahudilik, Katoliklik ve Ortodoksluğun öğretilerini ve törenlerini araştırmaları için bu inançların yaşandığı topraklara elçiler gönderdi. Bu elçiler, raporlarında Katolikliğin ibadetlerinin/merasimlerinin hiçbir güzelliğe sahip olmadığını, İslamiyetin, drujinanın başlıca bağlayıcı seremonisi olan alkol kullanımına izin vermediğini belirttiler. Yahudilik konusunda sessiz kaldılar, fakat Ortodoksların dinsel törenlerinin güzelliğinden o kadar etkilendiler ki, “Cennette miydik yoksa dünyada mı bilemedik,” dediler.
Moravya Krallığı başta olmak üzere Tuna'nın kuzeyindeki paganların Hıristiyanlığı kabullerini sağlamak amacıyla 860'larda Bizans'tan, özellikle iki etkili misyoner, Kiril ve Methodius kardeşler gönderildi. Onlar misyonerlik faaliyetlerine Hıristiyanlığın Doğu Avrupa'da yayılmasında etkili olacak yeni bir öğe eklediler: Moravya'da konuşulan Slavcayı öğrenerek, ilahilerin ve dinsel metinlerin çevirisine temel olabilecek bir alfabe oluşturdular. Bölgede faaliyette bulunan Alman misyonerler, kutsal metinler için tek uygun aracın/dilin Latince olduğu konusunda ısrar ettiler ve Moravya'da aynı görüş hâkimdi. Fakat Kiril yeni bir Balkan devleti olan Bulgaristan'a gitti ve orada Bulgar Kağanı Boris ve oğlunu Yunancadan esinlenen bir alfabe aracılığıyla Bizans Hıristiyanlığı ile tanıştırdı. Bu alfabe Kiril alfabesi olarak adlandırıldı ve Yunancaya benzerliğini yansıtması amaçlandı.