Duanın kendimiz için uygulanması bir ototelkin konumunda iken başkası için yaptığımız dualar da birer psikoterapi teklinidir ve bu telkinler bilhassa kardiyak hastalarda literatüre girmiş bir iyileşme mekanizması sağlar.
Kapıdan içeri girdi ve yemeğin kokusunu alınca "Biliyor musunuz Nurten Hanım? Yemeğin kokusunu alınca su içmeyiniz." dedi. "Neden?" diye sordum. "Çünkü yemeğin kokusunu aldığınız andan itibaren ağızda hazım için enzimler hemen üremeye başlar. Su içerseniz bu enzimler mideye iner ve yediğiniz yemeğin hazmı zor olur. Ancak zaruret halinde birkaç yudum su içebilirsiniz." dedi.
İslam tarihinin en önemli alimlerinden İbn Haldun ise, beslenmenin ahlakın oluşumu konusunda oldukça etkili bir husus olduğuna dikkat çekmiştir. Aşırı besin tüketimiyle vücutta hasıl olan kötü buharların beyne sirayetiyle zihinler körleşir, fikirler kısırlaşır. Kişinin zihinsizlik, idraksizlik, gafillik özellikleri artar ve her geçen gün ölçülükten uzaklaşır. İbn Haldun "Açlık, karakteri ve ahlakı olumlu etkiler." diyerek açlığın insanın şeklini ve suretini güzelleştirdiğini ifade etmiştir.
İbn-i Sina mikroskop henüz keşfedilmeden mikropların canlı olduğunu düşündü. Hastalıkları; bulaşıcı olan, bulaşıcı olmayan hastalıklar diye ikiye ayırdı. Avrupalılar anesteziyi İbn-i Sina'dan öğrendi. Şaraba afyon, sarı sabur, ademotu (mandragora) ve hindistan cevizi ilave edip hastanın uyutulmasını sağladı.