Schumpeter demokrasiyi yeniden, bir yönetim takımının serbestçe seçilmesi olarak tanımlar. Ona göre demokrasi “siyasal kararları doğuran kurumsal sistemdir ve bireyler ancak halkın oyları konusunda rekabete dayalı bir savaşımın sonucuna göre bu kararlar üzerinde bir erk elde ederler.
Demokrasinin gücü, yurttaşların kamu yaşamından sorumlu olduklarını gösterecek biçimde hareket etme iradelerinde yatar. Demokratik anlayış ortak bir bilinç oluşturur, oysa otoriter yönetim biçimleri herkesin bir önderle, bir simgeyle, ortak bir toplumsal varlıkla, özellikle de ulusla özdeşletirilmesine dayanır. Kimileri toplumsal gerçekliklerin siyasal kararlara göre önceliğini demokratik olarak niteler; kimileri de tersine, toplumsal bağın, dolayısıyla da ortak kimliğin siyasal eylemde demokratik biçimde oluştuğunu ileri sürer.
Kısacası “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sözü demokrasinin en iyi tanımını verir, çünkü tam anlamıyla siyasal olan öğeleri toplumsal ve ahlaki olan başka öğelere bağlar. Şu açıklığı getirir: eğer demokrasi genel bir toplum örneği değil de gerçekten bir siyasal sistem örneğiyse, o zaman yalnızca kurumlar ve işleyiş biçimleriyle değil, bireyler, toplumsal örgütlenim ve siyasal erk arasında kurduğu bağlarla da tanımlanır.
Liberallik bugünkü gücünü özellikle demokrasinin yüzyılımızda totaliter ya da otoriter yönetim biçimleri tarafından şiddetli saldırılara uğramış olmasına borçludur.