> ☾𖤓Selamün Aleyküm☾𖤓 ☾ ﷽ °❀⋆.ೃ࿔*:・°❀⋆.ೃ࿔*:・ *Hamd olsun Sana Yâ Rabbi (c.c)* Sen bütün kainatın sahibisin Sen olmasaydın bu Alemi yaratmazdım dediğin hatibin *Habibin Muhammedül Emini yaratansın (asv)* Onun hürmetine bağışla bizi °❀⋆.ೃ࿔*:・°❀⋆.ೃ࿔*:・ *Rabbim(c.c)* Sen semâlarda, arzda ve onlarda ne varsa hepsinin nûrusun. Hamd Sana mahsusdur °❀⋆.ೃ࿔*:・°❀⋆.ೃ࿔*:・ *Rabbim (c.c)* Sen semâların, arzın ve onlardakilerin mâlikisin. Ve Sana yine hamd olsun ki, Sen Hakk’sın. *Hz. Muhammed (sav)* de hak, kıyâmet saati de hak. Sana teslîm oldum ey *Rabbim (c.c)* Sana îmân ettim, Sana tevekkül etdim ve Sana yöneldim. °❀⋆.ೃ࿔*:・°❀⋆.ೃ࿔*:・ İnanmayanlara karşı, Sana dayanarak mücâdele ettim ve neticede ancak Seni hakem olarak kabul ettim, benim evvelki yaptıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da, açık yaptıklarımı da mağfiret et. °❀⋆.ೃ࿔*:・°❀⋆.ೃ࿔*:・ Öne alan da Sensin, geriye bırakan da Sensin. Senden başka ilâh yoktur. Kuvvet ve kudret ancak, *Allah’a (c.c)* dayanmakladır. °❀⋆.ೃ࿔*:・°❀⋆.ೃ࿔*:・ > ☾𖤓Allahümme Amin Amin Amin Ya Muin (c.c) Günümüz Ömrümüz Akıbetimiz Hayır olsun Hayırlı Sabahlar☾𖤓
Alıntı
Şu bilgi ne kadar işe yarar bilmem ama bugünlerde ABD ile İran arasındaki krizin merkezinde yer alan ve özellikle petrol ticaretini doğrudan etkileyen Hürmüz Boğazı sıkça gündeme geliyor. Boğazın açılıp kapanmasıyla ilgili her gelişme, enerji piyasalarında dalgalanmalara ve petrol fiyatlarında yükselişlere neden oluyor. Peki, "Hürmüz" adı nereden geliyor ve bugün bu geçit bölgesine nasıl bir anlam yüklüyor olabilir? MÖ 7. yüzyıldan itibaren Antik İran coğrafyasında etkili olan Zerdüştlük inancında, Ahura Mazda iyiliğin, bilgeliğin ve düzenin temsilcisi olarak kabul edilirken; Ehrimen kötülüğün, cehaletin ve yıkıcı güçlerin simgesi olarak görülüyordu. Ahura Mazda'nın Farsça kaynaklarda kullanılan isimlerinden biri de Hürmüz'dür. Bu açıdan bakıldığında, bugün dünya ticaretinin en stratejik geçitlerinden birine verilen isim, köklerini eski İran'ın dinsel ve kültürel mirasından almaktadır. Her ne kadar Zerdüştlük özünde tek tanrılı bir inanç sistemi olsa da, evreni iyilik ve kötülük arasındaki sürekli mücadele üzerinden yorumlar. Elbette tarihsel olarak ABD-İran gerilimini doğrudan Ahura Mazda ile Ehrimen arasındaki mücadeleye bağlamak mümkün değildir. Ancak sembolik bir okuma yapılacak olursa, Hürmüz Boğazı etrafında yaşanan güç mücadeleleri, kadim İran düşüncesindeki düzen ile kaos, yapıcılık ile yıkıcılık arasındaki çatışmayı hatırlatıyor olabilir. #hormuz #hürmüzboğazı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu Süreç
Bu süreçte fark ettiğim şeylerden biri de şu oldu: Türkiye’de birçok yazar için kitabın kütüphane yolculuğu, çoğu zaman yeterince önemsenen bir alan değil. Kitap yayımlandıktan sonra dikkat genellikle fuarlara, festivallere, imza günlerine, sosyal medya paylaşımlarına ve görünür olma biçimlerine yöneliyor. Bunların elbette kendi içinde bir anlamı var. Yazarın okurla buluşması, kitabını anlatması, edebiyat ortamında görünür olması doğal ve gerekli. Ama bazen kitap geri planda kalıyor; yazarın kişisel görünürlüğü kitabın önüne geçebiliyor. Benim Şans ve Dans sürecinde daha çok önemsediğim şey ise şuydu: Kitabın kendisi nerede duruyor? Hangi kataloglarda görünüyor? Hangi kütüphanelerde aranabilir hale geliyor? Hangi öğrencinin, hangi araştırmacının, hangi okurun karşısına yıllar sonra çıkabilir? Çünkü imza günü bir gün sürer. Festival birkaç saatlik bir görünürlük sağlar. Sosyal medya paylaşımı hızla akar gider. Ama bir kütüphane kaydı, sessiz de olsa kalıcıdır. Bir kitabın gerçek varlığı yalnızca yazarının görünürlüğüyle değil; kataloglarda, raflarda, sınıflama sistemlerinde ve kurumsal hafızada yer bulmasıyla da kurulur. Benim için Şans ve Dans süreci biraz da bunu gösterdi: Kitabı kendimden öne koymak. Yazar olarak görünmekten çok, eserin kalıcı dolaşımını kurmaya çalışmak. Belki de bağımsız yazarlar için en zor ama en değerli soru burada başlıyor: Kitabımı nasıl daha çok gösterebilirim değil; kitabımı nasıl daha kalıcı hale getirebilirim?
Fikir hırsızlarını biliyorum. İlham alınması elbette güzel bir şeydir; düşüncenin düşünceyi beslemesi, bir cümlenin başka bir zihinde yeni bir kapı aralaması kıymetlidir. Ancak ilham ile kopyalamak arasında ince değil, oldukça belirgin bir çizgi vardır. Doğrudan yazdıklarımın sahiplenilmesi hoş değil. Çünkü hırsızlığın her türlüsü, adı ne olursa olsun, emekle arasına mesafe koyar. Paylaşımlarımda yer alan “(A.K.A.)” ibaresi, o cümlelerin şahsıma ait olduğunu ifade etmektedir. Açıkçası cümlelerimin peşine düşmek, onların güvenliğini sağlamak ya da kim nerede kullanmış diye nöbet tutmak gibi bir niyetim yok. Çünkü biliyorum ki bir metnin kelimeleri kopyalanabilir; fakat onu doğuran düşünce, yaşanmışlık ve bakış açısı kopyalanamaz. İlerleyen zamanlarda yayımlanacak kitabımda bu satırların çok daha geniş hâlleriyle karşılaşacaksınız. O gün geldiğinde hangi cümlenin nereden doğduğu da zaten kendiliğinden anlaşılacaktır. Ben yazmaya devam edeceğim. ✍️ Çünkü bazı insanlar başkalarının cümlelerini taşır, bazıları ise kendi cümlelerini inşa eder.🧠🫀 Aradaki fark, zaman geçtikçe daha net görünür.(a.ka)👣
Duygu ve Düşünce
"Sükutun Sesi" ve cehaletin küstahlığı...
Argoda kullanılan "ağzı olan konuşuyor" tabirinden pek hoşlanmam, amma öyle bir çağı idrak ediyoruz ki, kitabının kapağını bir ömür açmamış, mürekkep okkasını dahi eline almamış, bakkaldan satın aldığı icazet ile makam-mevki işgal etmiş, isminin sol tarafında yer alan kısaltılmış harflerden ibaret ünvan ve rütbelerle şahsiyet bulduğunu zanneden güruh amip gibi çoğalıp duruyor her mahfilde her mecrada...üstüne üstlük bir de, ömrünü ilim tahsiline hasretmiş, talebeliğini bir ömür sürdüren ilim, hikmet ve irfan ehline akıl vermeye, yol yordam göstermeye, nerden (ç)aldığı belli aforizmalarla felsefe öğretmeye kalkmazlar mı ? Hasbünallahü velnimel vekil... Bahse konu bu güruh, cehaletin en tehlikeli türevi olan "cehl-i mürekkep" (bilmediğini bilmeyen ve bilmediğini de din gibi savunan) hastalığının günümüzdeki canlı örneğidir, şimdi mevzubahis kelâmın arkasını getirmeye çalışalım: Cehaletin küstahlığı var ki....İsminin önüne dizdiği iki üç harflik ünvanı, ruhunun cüceliğini gizleyen bir zırh zannedenlerin en büyük trajedisi, "derinliği olmayan sığ sularda devasa gemiler yüzdürmeye çalışmalarıdır". Geçmişte ilim bir "haysiyet" ve "çile" işiyken, şimdilerde ne yazık ki bir "kartvizit" fetişizmine dönüştü. Ömrünü kütüphanelerin tozlu raflarında dirsek çürüterek geçirmiş, bir kelimenin iştikakı (kökeni) için uykusunu feda etmiş gerçek irfan ehli, edep ve mahviyetinden ötürü sesini yükseltmeye hicap ederken; bu "diplomalı amipler" meydanı boş bulmanın pervasızlığıyla en gür sesle bağırıyorlar. "Yarım Tabip Candan, Yarım Hoca Dinden Eder" Eskiler bu sözü boşa söylememiştir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tehlike tam olarak budur: "(Ç)alıntı aforizmalarla" felsefe kurduğunu sananlar, Sosyal medya mecralarında üç beş beğeni uğruna 'kadim hakikatleri meze edenler", İki kitap
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
HAYY’DAN HU’YA YARATILIŞ MUCİZESİ Hücreden Allah’a SELİMGÜRBÜZER Yaklaşık iki yıldır Enpolitikte yayınlanan Fen bilimleriyle ilgili köşe yazılarımı Hayy’dan Hu’ya Yaratılış Mucizesi başlığı altında Kitap Yurdu Doğrudan Yayıncılık’tan çıkan eserimle nihayet okuyucu ile buluşturabildim. Dergi boyutunda 603 sayfalık çok büyük hacimli kitabımı 10 bölüm altında kaleme alıp 92 ayrı makaleden oluşuyor. Kitabın yazarı olarak eserimi Bayburt eğitim tarihinde önemli izleri bulunan Biyoloji öğretmenim rahmetli Erol Kılıç ve Üniversiteden Hocalarıma ithaf edip kitabın önsüzünde şu ifadelere yer verdim: “Gençlik yıllarımdan bugüne Fen bilimlerine merakım nihayetinde bu kitabı yazmamı da beraberinde getirdi. Öyle ki Liseyi Tabii Bilimler bölümünden, Üniversiteyi Biyoloji bölümünde okuyor olmamın, meslek hayatımı Hematoloji, Mikrobiyoloji, Biyokimya, Deney Hayvanları ve Adli Tıp laboratuvarlarında biyolog olarak çalışıyor olmamın, Ankara Büyük Şehir Belediyesinin Gazi Üniversitesi işbirliği ile açılan Belteks kurslarından birçok dalda edindiğim deneyimlerimin bu eseri ortaya koymamda çok büyük katkısı oldu diyebilirim. Eser incelendiğinde içerik olarak Fen bilimlerine olan bakışımız materyalist ve evrimci dogma bir bakış açısıyla değil tam aksine mutlak ilim sahibi Yüce Allah’ın kullarına yaratılış mucizesi olarak lütfettiği “Düşünen insanlar için nice hikmetler vardır” düsturunca kaleme alınan bir eser olduğu görülecektir. Aynı zamanda bu eser iki yıl öncesinde Enpolitik internet sitesinde makale halinde yayınlanmış olan yazılarımın derleyip toparlayaraktan kitap haline getirilmiş bir eserdir. Madem yıllar öncesinde yayınlanan makaleleri kitap haline getirmiş hali bir eserdir bu, o halde bakalım gençlik yıllarımdan bugüne dek