Hitabet, bilinmeyen esrarengiz yerlerden dev rüzgârların sürüklediği büyü bulutlarıdır. Bu bulutların altında duran insanların etkilenmemesi mümkün değildir.
-Bernard Shaw
Uzun zaman önce Poyraza Çare'nin ilk cildini okuduğumda ne kadar çok beğendiğimi hatırlıyorum. Kitabın içeriğiyle ilgili hatırladığım neredeyse hiçbir şey yok, hatta bu kitaba başlarken iki ana karakterin ismini dahi hatırlamıyordum ama o kitaptan aldığım edebi haz hatırımdaydı.
Poyraza Çare 2 için beklentim düşüktü çünkü genelde devam kitapları ilk kitap kadar etkileyici olmuyor, negatif geri dönüşleri de duymuştum zaten. Çevirmen değişikliği bile huzursuz ediciydi. İlk cildi Sezer Duru çevirmişti, çok iyiydi, bu kitabı bilindik olmayan bir çevirmen çevirdi.
Yıllar sonra ikinci kitabı okumuş bulunuyorum. Ve ilk kitapta neye hayran kaldığımı şimdi hatırlıyorum. Diyalogların derinliği, cümlelerin ahengi, kıvrak zekalı ve nüktedan iki zihnin flörtleşmesi, bir noktadan sonra birbirlerine aşık olması, o aşkın karmaşası, sıkıntısı. Poyraza Çare sıradan bir aşk romanı değil, format olarak bile diğer romanlardan ayrılıyor zaten. Baştan sona karşılıklı atılmış maillerden oluşan bir hikaye.
Bence modern zaman ilişkilerine dair nokta atışı tespitleri olan, kuşkuları, kaygıları, korkuları ayna şeffaflığında yansıtan, insanın ufkunu genişleten, ona yeni pencereler açtıran harika bir felsefi roman. Evet, bu kitaba aşk romanındansa felsefi roman demek daha doğru geliyor bana.
Sevmediğim tek şey finalin sıradanlığı oldu.
Poyraza Çare 2Daniel Glattauer · Destek Yayınları · 2018101 okunma
Leo, bütün bu olanları, bana yazdığın şeyleri ve bunları yazış şeklini öyle, öyle, öyle korkunç hüzünlü buluyorum ki! Sana öyle, öyle, öyle üzülüyorum ki! Şimdi sana öyle, öyle, öyle bir sarılmak isterdim ki ve bir daha hiç bırakmamak. Sen öyle, öyle, öylesine tatlısın! Ama buna karşılık aşk meselelerinde öyle, öyle, öyle yeteneksizsin ki. Sürekli her şeyi yanlış zamanda yapıyorsun ve bir şeyin yapılması gerektiği zamanda ise ya onu kesinlikle yapmıyor ya da yanlış yapıyorsun.