Hassas ama bir o kadar da bencil ve çocuksu bir karakter olan Werther, hayatın sorumluluklarından kaçıp doğaya sığındığı bir dönemde Lotte ile tanışır. Lotte, başından beri Albert ile nişanlı, ne istediğini bilen ve hayatı düzene oturmuş bir kadındır. Werther, Lotte’nin kendisine karşı hissettiği insani nezaketi ve dostça yaklaşımı, kendi kafasında devasa bir aşk hikayesine dönüştürür.
Lotte kocasını sevmesine ve Werther’e sadece acımasına rağmen; Werther, sınırları zorlayarak hem Lotte’yi hem de Albert’i huzursuz eder. Kendi duygularını dünyanın merkezi sanan bu genç adam, imkansızı zorlayarak aslında karşısındakilerin hayatını sabote eder.
SPOILER
Sonunda, kaçmak veya olgunlaşmak yerine, trajik bir son seçerek hem kendi hayatına son verir hem de arkasında bıraktığı insanlara ömür boyu sürecek bir suçluluk duygusu yükler.
Ben bu narsist bireyin yaşadıklarından şu 3 şeyi çıkarıyorum:
1. Manipülatif Erkek Sorunsalı: Werther’in Lotte’ye duyduğu hisler bir aşk değil, bir mülkiyet ve ego meselesidir. Evli/nişanlı bir kadına takıntılı hale gelip ondan tabanca isteyerek intihar etmesi, aslında Lotte'ye verilmiş en büyük cezadır. "Ben senin yüzünden öldüm" mesajı bırakarak onu bir ömür mahkum etmiştir.
2. Sorumluluktan Kaçış: Werther’in doğaya ve sanata aşırı düşkünlüğü, aslında topluma ve yetişkinliğin getirdiği sorumluluklara karşı bir uyumsuzluktur. Mantıklı hareket edememesi, onun duygu dünyasını kontrol edemeyen, olgunlaşmamış bir birey olduğunu kanıtlar.
3. Goethe bu kitabı yazdığında, duyguların kutsandığı bir dönemdi. Ancak, günümüzden bakıldığında bu durum "iğrenç" veya "rahatsız edici" bir taciz ve takıntı vakasıdır. Seven kişinin sevdiğinin mutluluğunu istemesi beklenirken, Werther sadece kendi acısını beslemeyi seçmiştir.
Hiçbir açıdan romantize edilecek