Öyle çok sevdim ki seni, bunu anlatmak için dilin bu kadar yetersiz kalıyor oluşu canımı sıkıyor. Sevginin basit dili, seni seviyorum'lar, sana aşığım’lar, seni çok özledim’ler, sensiz yaşayamam'lar sana duyduğum hissiyatı anlatmaya yaklaşamıyordu bile. Seni sevmek, gündelik hayatın bir parçası değil hayatımın kendisi oldu. Her sabah, yeni bir güne değil içinde senin olduğunu bildiğim için mutlulukla delirdiğim yeni bir hayata uyanır oldum. Senden uzak geçirdiğim tüm anları sana anlatabilmek
için yaşıyor gibiydim. Sen gelmeden önceki varlığım saatin içinde bağlantısız, boşa dönen bir dişli gibiydi. Senin gelişinle zembereğe bağlandım, hayatın içine karıştım sanki. Şeyler, insanlar, mekânlar, hayal ve planlar gerçeklik kazandı. Anılar saklanmaya değer bir kıymete erişti. Beni sevişindeki hayret, şefkat ve tutku şu dünya üzerine hasbelkader gelivermiş olmama bir anlam kazandırdı. Sen yokken boş bir deftermişim ben, artık bir kitabım Güzin. Seni hiç kimseyi sevmediğim kadar sevdim. Ben seninle sevmeyi öğrendim. Okumayı öğrenir gibi, bir enstrüman çalmayı, yüzmeyi, bisiklete binmeyi öğrenir gibi sıfırdan, tüm acemiliklerimle baş etmenin yolunu arayarak, hata ve yanlışlarla; ama öğrendim. Bizi hayatın içine çeken şeyin, onun başımıza neler getireceğini bilememek olduğunu öğrendim. Sevgin, sevilişim bana bunu öğretti Güzin.