"Ah, merhaba Pallina.” Hayal kırıklığını saklamaya çalışıyor. "Gel, girmek ister misin?"
"Hayır, teşekkürler, yeni yılını kutlamak için geçerken uğradım. Sana bunu getirdim.” Ona küçük bir paket veriyor.
"Şimdi mi açayım?"
Pallina başını sallıyor. Step doğru noktayı bulmak için elinde çevirdikten sonra, paketi açıyor. Ahşap bir çerçeve ve içinde en çok arzu edeceği hediye. O ve Pollo motorun üzerinde, birbirlerine sarılmışlar, saçları kısa, bacakları havada, rüzgârda gülüyorlar. İçinde bir şeyler acıyor.
"Pallina, çok güzel. Teşekkürler."
"Tanrım, Step, onu o kadar çok özlüyorum ki."
"Ben de." Sadece o zaman Pallina'nın giydiklerini fark ediyor. Kaç kez o kot montu motorunun arkasında gördü, kaç kez sırtına vurdu, arkadaşça, kuvvetle ve neşeyle.
"Step, senden bir şey isteyebilir miyim?"
"Ne istersen."
"Sarıl bana." Step ona korkarak yaklaşıyor, kollarını açıyor ve onu sarmalıyor. Arkadaşını düşünüyor, ona ne kadar çok âşık olduğunu. "Beni sık, daha çok sık. Onun yaptığı gibi. Biliyor musun bana hep şunu söylerdi; böylece kaçamazsın. Hep benimle kalırsın." Pallina başını omzuna dayıyor. “Oysa ki o gitti." Ağlamaya başlıyor. "Bana onu ölesiye hatırlatıyorsun Step. O sana hayrandı. Sadece senin onu anladığını, ikinizin aynı olduğunuzu söylerdi."
Step ona uzaktan bakıyor. Kapı biraz buğulanıyor. Ona daha sıkı, daha da sıkı sarılıyor.
"Bu doğru değil, Pallina. O benden çok daha iyiydi."
"Evet, haklısın." Burnunu çekerek gülümsüyor. Pallina Step'ten ayrılıyor. "Artık eve gideyim."