Tepeye tırmandığımı zannederken aslında bayır aşağı koşmak.
Tam böyleydi durum. İnsanların gözünde giderek yükselirken, aynı anda hayat da benden o kadar eksiliyor, ayaklarımın altından çekilip gidiyordu. Madem öyle, ölmeye hazır ol! Ne bu şimdi? Ne için bütün bunlar? Olacak şey mi? Böylesine anlamsız ve iğrençse, o zaman niye ölünüyor; hem de acılar çekerek?..”
Bir yanlışlık vardı bu işte.
“Belki de sürdürdüğüm yaşam, sürdürmem gereken yaşam değildir"
Babayiğit bir arabacı sürsün aslanlarını, şıngır şıngır ötsün çıngıraklar... Uçursunlar beni bu cehennemin dünyasından... Uzağa, çok uzağa... Hiçbir şey göremeyeceğim duyamayacağım bir yere...
Aslında Ay o kadar narin bir yerdir ki insanların orada yaşaması mümkün değildir, orada yalnızca burunlar yaşar. Kendi burnumuzu göremememizin nedeni de budur çünkü burunlarımızın hepsi Ay'dadır.
Önceleri her şey bir süs perdesi altındaymış gibiydi. Sanırım bütün bunların nedeni, insanların beynin kafanın içinde olduğunu düşünmeleri; tamamen yanlıştır bu düşünce. Hazar Denizi tarafından esen bir rüzgar getirir beyni.