Çocukken ne iyiydi? Büyümek bu muydu? Şimdi karanlıklar içindeydim sanki. Bol bir ışık, bir çıkar yol, pırıl pırıl bir aydınlığa kavuşmak istiyordum. Benim için öyle mutlak bir kurtuluş lazımdı ki, kavun satmışım, karpuz satmışım, fabrikada çalışmışım, altları delik pabuçlar veya paçaları
tiftiklenmiş pantolonla dolaşmışım, kimse ilgilenmesin, ayıplamasın. Kambur burnumu, kuru ellerimi kimse ayıplamasın!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Biz çok zengindik memlekette, șimdi çok utanıyorum."
"Neden?"
"Şu postallarımdan..."
"Aldırma..."
"Aldırma mı? Ayıp değil mi bunlarla..."
"Neden ayıp olsun? Benim bir ağabeyim var, der ki: Eski ayakkabılarımdan zenginlerimiz utansın..."
Sana koşuyorum, ruhumda bütün yaralarım ve ıstıraplarımla
sana, senin teselli eden göğsüne koşuyorum. Göğsünde dinlenmek isteyen şu başı tanıyorsun değil mi?
Anne, biliyor musun bazen öyle denizler vardır ki onun derinliklerinde büyük manalar saklıdır. Ve dalgaları altında
insanı içine çeken bir kuvvet vardır. İnsan ister ki adım adım onun derinliklerine insin; çünkü saadet, sükun, huzur, her şey oradadır. Anne! İşte senin gözlerin böyle sonsuz dalgalarıyla
ufuklara kadar uzanan bir denizdir ki ben onları seviyorum anne. Ben onların ılık ve şifalı dalgaları içinde boğulmak istiyorum. Diyorlar ki hayat elemler ve facialarla doludur. Hayat korkunç ve siyah bir gecedir. Evet, hayat öyle siyah bir gece ki anne! Onun göğünde yanan yıldızlarda bile zehir ve felaket
var; fakat senin gözlerin bana kuvvet veriyor, cesaret ve ümit veriyor.