بسم الله الرحمن الرحیم
Kendim düşüncelerimle bir inceleme yazmıştım lakin kitabı en iyi şekilde anlaşılmasını sağlayacak olanın kitabın son bölümdeki yazarın kendi değerlendirmesi olduğunu inanıyorum, o yüzden buraya bir kısmını yazacağım.
Kitabın yazım aşamasında, o dönem "Hizbullah" diye adlandırılan kesimin mensupları ile birebir görüştüm. Bu nedenle olayların seyrini Hizbullah bakış açısıyla yazdığımın farkındayım. Zaten buna ihtiyaç olduğu için böyle bir tercihte bulundum. Zira o dönemde sadece PKK konuşuyor, basınıyla ve fısıltı ağıyla olayları kendi bakış açısına göre yorumluyor, bu kesime karşı yürüttüğü kirli kampanyalar neticesinde yalan ve iftiralarla gelişmeleri olduğundan farklı gösterip, insanların zihnini kirletiyordu.
Kadın-erkek, yaşlı-genç, çocuk-büyük, kadın-kız binlerce insanın katili olan PKK, o yıllarda Hizbullah'ı adam öldürmekle suçlayıp hunharlıkla itham ediyordu. Hizbül-kontra ve sofik gibi lakaplarla Hizbullah'a karşı büyük bir kara propaganda yürütüyordu.
PKK'nın kirli propagandalarının bir ayağını BBC Türkçe radyosu oluşturuyordu. O dönemde bu radyonun haber saati düzenli şekilde Doğu illerinde dinleniyordu. Zamanın muhabirleri Namık Durukan ve Ragıp Duran gelişen olayları taraflı olarak PKK'nın istediği şekilde Radyo kanalına servis ediyorlardı. Yalan ve iftiralarda sınır tanımayan bu muhabirler, yayınladıkları haberlerde PKK'nın kendi iç infazlarını bile Hizbullah'a mal edecek kadar ileri gidiyorlardı. Örneğin İdilli olup herhangi bir nedenle başka yerlerde öldürülenlerin tümünü Hizbullah'a yıkıyorlardı. Gündelik bir tartışma, kan davası ya da bir çıkar kavgasından dolayı öldürülen birini haber yaptıklarında katil hanesine Hizbullah'ı yerleştiriyorlardı.
Bütün bunların yanında PKK'nın yayın organları Özgür Gündem, Yeni Ülke