MECNUN
Yanında götüreceğin hiçbir şey kalmadı
Ellerindeki keder çizgilerinden başka
Ey, dinle, hayatın son sözü şudur ki sana
-Her mecnun yine de bir çöl bulur kendine
“Sana düşüncemi söyleyeyim patron,” dedi, “ama kızmak yok: bütün kitaplarını alıp bir yığın yap ve hepsini ateşe ver. İşte o zaman… sonuçta bön değilsin, iyi de bir insansın… kim bilir, ola ki o zaman sen de bir şeyleri anlamayı başarabilirsin!”
Ben sık sık unutuyor, dalga geçiyor ve yoldan çıkıyorum, inancım inançsızlıklardan yapılmış bir mozaik, kimileyin küçük bir anı seçip bütün yaşantımı veresim geliyor.
“Her şeyin gizli bir anlamı var bu dünyada,” diye düşündüm, “ insanlar, hayvanlar, ağaçlar, yıldızlar her şey birer hiyeroglif; ne mutlu ve de ne yazık onları heceleye heceleye de olsa okuyup ne anlattıklarını kestirmeye başlayana… onları ilk gördüğünde anlamazsın; insan, hayvan, ağaç, yıldız olduklarını sanırsın; ancak yıllar sonra, çok geç de olsa anlarsın”
Ne zaman, en sonunda ne zaman -yapayalnız, yoldaşsız, yalnızca her şeyin bir düş olduğu kutsal kuşkusuzlukla birlikte- ıssızlığa çekileceğim?
Ne zaman paçavralarımla -tutkularım olmadan- mutluluk içerisinde dağlara çekileceğim?
Ne zaman, gövdemin hastalık ve suçtan, yaşlılık ve ölümden başka bir şey olmadığını görüp -özgürce, korkusuzca, hepten sevinç içinde- ormana çekileceğim?
Ne zaman? Ne zaman? Ne zaman?