Ali Hut

Ali Hut
@alihut
Burun ve Secde
Evliyâ'nın burnu çok büyük olduğu için sağ kulağının üzerine secde eden Paçavra Kadı'nın namazı sahih midir değil midir tartışmasını anlatması... Der-beyân-ı menâkıb-ı sergüzeşt-i Paçavra Kadı Bu Varna şehrinde fuzelâyi'd-dehrden bir muta‘assıb kadı var idi. Efvâh-ı nâsda lakabına "Paçavra Kadı" derlerdi, ammâ ol kadar zemmâm u nemmâm ve fassâl u dehhâl u kaddâh idi kim lisân-ı sinânından bir ferd-i âferîde halâs olamazdı, ammâ el-kudretülillâh bir turfe ve ucbe-lika ve bed çehre-i gûl beyâbânî idi kim enf-i ankâ-yı Semerkandîsi hakîkatü'l-hâl bilâ-cidâl yarım akçe tahtası kadar burnu var idi. Hattâ görenler "Minkârîzâde'nin zâdesidir" derlerdi. Hattâ ol mertebe minkâr-ı koknus-ı la‘lgûnu ol kadar büyük ve uzun idi kim gazab-âlûd olup hışıldasa Tatar bârgîri gibi burnu kışır kışır öterdi, ammâ gâyet musallî idi. Evkât-ı hamsesin terk etmeyüp ibâdetine meşgûl idi, ammâ burnunun büyüklüğünden Cenâb-ı Bârî'ye secde içün ser ber-zemîn etdikde alnı yere değmeyince secdesi sahîh olmazdı. Eyle olsa bu mezkûr Paçavra Kadı'nın burnu secde mevzi‘ine bir karış mukaddem inüp alnı mahall-i secdeye konmağa mâni‘ olup ancak bu manzûm beyt üzre:  Ser ber-zemîn dum be havâ mîküned  Ya‘nî ibâdât-ı Hudâ mîküned [Başı yerde, arkası havada; güyâ Allah'a ibâdet yapmada] ebyâtı mazmûnu üzre ibâdet edem zann edüp yine halka ta‘n [u] ta‘arruzdan hâlî değil idi, ammâ cümle ehl-i beled dahi, "Efendinin ibâdeti sahîh değildir, zîrâ burnunun havâlesinden alnı şeytân gibi secdeye varmaz" dediklerin kadı-i zemmâm istimâ‘ edüp bilâhire secdeyi sağ kulağı üzre ederken hayli ızdırâb çekerdi. El-hâsıl cümle ahâlî-yi zurefâ-yı şehir Paçavra Kadı'ya taraf taraf dahl [u] ta‘arruz edüp her meclisde fasl-ı kadh ederlerdi. Hattâ bir gün dîvân efendimiz
Reklam
Arabistan ve Falaka
Evliyâ, Arabistan'da neden falaka cezâsı olmadığını açıklar. :) "Kadıasker, nola, deyüp mahkemeye varup cümle mekteb hocaların getürüp herbirinin dizlerine kırkar ellişer ağaç urur. Zîrâ Arabistân'da falaka yokdur, zîrâ cümle fellâh donsuzdur, ayaklarına döğseler dübürleri açılır, anıniçün Arabın dizine ve götüne kızıl ağaç ile ururlar."
Remilci Esnaf
Evliyâ'nın İstanbul'daki remilci esnafı anlatması. "Esnâf-ı remmâlân: Dükkân 15, neferât 300, bunlar dahi ulemâ ziyyinde olmağile kadı‘asker alayıyla tahtırevânlar üzre tahta-i tâli‘i ve kur‘a ve remil tahtaların meydân-ı mahabbete koyup "Tâli‘-i sa‘d-i meymûn ve tâli‘-i menhûs ve maksad [u] merâmlarınız görelim" deyü remmâlâne kelimât ederek ubûr ederler. Pîrleri yine Hazret-i Alî'dir kim reml-i Alî meşhûrdur, ulûm-ı kadîmdir. Zamân-ı kadîmde bu tarîkin pîrleri Hazret-i Dânyâl'dır. Hazret-i Cibrîl-i Emîn'den tahsîl-i ilm edüp reml ile mu‘cizesin beyân ederdi."
Mükeyyifat ve Evliyâ
Evliyâ İstanbul'daki bütün meyhâneleri gezdiğini fakat ağzına bir damla keyif verici bir şey sürmediğini söyler ve bu cümlenin için bu keyif verici maddelerin bir listesini verir ki ilginçtir içinde kahve, çay, sahlep de vardır. Diğer içeceklerin çoğunun ne olduğu henüz meçhul yanılmıyorsam... "Hakîr bu kadar âlüfte ve âşüfteler ile meyhâne ve bozahâne ve kahvehâne yasdandık, Hak Sübhânehû ve Ta‘âlâ âlimü's-sırrı ve'l-hafiyyâtdır kim bu kutu bozasıyla ve Mısır'ın pirinc subyasıyla ve Kırım'da maksıma derler bir gûne yine kutu bozasına benzer bir bozadır, bu üçünden gayrı içmek müyesser olmamışdır kim rahm-ı mâderden müştak olalı me’kûlât [ü] meşrûbâtın mükeyyifâtlarından ömrüm içinde ne tütün, ne kahve, ne çay ve ne bâdyân ve ne kışır ve ne sa‘leb ve ne mahleb ve ne pivo ve ne med ve ne şarâb ve ne şarâb-ı nâb ve ne vişnâb ne nâr şarâbı ve ne hurmâ şarâbı ve ne dud şarâbı ve ne karpuz şarâbı ve ne koknâr şarâbı ve ne avşıla şarâbı ve ne ipsime şarâbı ve ne ıslama şarâbı ve ne mavuza şarâbı ve ne bedevine şarâbı (---) (---) (---) (---) (---) (---) ve ne müselles şarâbı ve ne misket şarâbı ve ne fışfış şarâbı ne nârdenk şarâbı ve ne bozon şarâbı ve ne hümül şarâbı ve ne rakı ve ne gülefsen ve ne horilka ve ne firna ve ne sudina ve ne poloniyye ve ne hardaliyye ve ne ramazâniyye ve ne imâmiyye ve ne boza ve ne talkan ve ne kurut ve ne yazma ve ne kımız ve ne balısıca ve ne tostagansa ve ne elma suyu ve ne bal suyu ve ne mübtecel suyu ve ne arpa suyu ve ne darçın suyu ve ne kibrît suyu ve ne göydürme suyu (---) (---) ve ne afyon ne berş, ne nûşdâr, ne cevâriş, ne mukîm, ne Bayrampaşa habbı, ne şarâbiyye, ne benglik, ne kara pehlivân, ne habb-ı uşşâkî ve ne habb-ı rahîkî ve ne habb-ı safâyî ve ne habb-ı cedvâr ve ne habb-ı şifâ ve ne habb-ı şâhî, ne habb-ı ferah ne
Söverek Doğurtmak
İblis'in sağ uyluğunda erkeklik organı, sol uyluğunda dişilik organı varmış. Birisi birisine söğse bunlar birleşip çocuğu oluyormuş. Siz İblis'e kaç çocuk bağışladınız? :) "Der-beyân-ı eşkâl-i İblîs Ve kendüsü dahi kuş sıfatlıdır ve kanatları omuzu başındadır ve kuyruğu ardında tüğlü ve ucu tırnaklı ve elleri ve ayakları dahi kuş minkârı gibi tırnaklıdır. Ba‘zılar arslan tırnaklıdır demişler. Ve başı ve kolları ve uylukları âdem gibidir ammâ kim kulakları fil kulağı gibidir. Kelimâtında kâf ve fâ ve jâ hurûfu çokdur ve savtı avret sadâlıdır. Hâlâ bir gözü kördür kim Hazret-i İbrâhîm İsmâ‘îl'i kurbân etmeğe götürürken "İsmâ‘îl'e gitme" deyü vesvese ederken Şehzâde İsmâ‘îl Nebî Mekke'de Minâ bâzârında bir taş ile urup İblîs'in gözün çıkardı. Hâlâ cümle huccâc ol zamândan berü Minâ bâzârında altmış iki aded şeytâna racemât taşların atarlar kim İsmâ‘îl Nebî'den sünnet kalmışdır. Anınçün hâlâ şeytânın sağ gözü kördür ve kankı sûrete girmeğe murâd edinse ol ân ol hey’ete temessül edüp ber-hevâ tayerân edüp murâd edindiği kimesnelere vesvese eder ve avreti dahi kendi sûretindedir. Ve avreti timsâh gibi yumurtlar. Yumurtaları mezbele içinde yetmiş gün kalup kırkar ellişer yumurtadan birer birer ecinne peydâ olur ammâ kendü sûretinde olmaz demişler, kanatsız ve tırnaksız burnunun orta direği yok, erkekli ve dişili, hurde hurde veled-i nâ-pâkleri hâsıl olur demişler. Ammâ diğer hulviyyât-ı haber-i sahîh niçe müfessirîn ü muhaddisîn ve Hâkim Ebû Alî Sînâ ve bürâderi, Ebü'l-Hâris da‘vet sâhibleri olmağile ecinne ve şeyâtînin ahvâllerine vâkıf olup eyle nakl ederler kim merdûd İblîs'in kendi vücûdunun sağ uyluğunda zekeri vardır ve sol uyluğunda ferci vardır. Kaçan bir âdem bir âdeme söğse hemân İblîs ol ân ol âdemin şetmi içün sağ uyluğundaki zekerin sol uyluğundaki ferciyle
Reklam