Hiç düşünmeksizin, kılıfımdan çektiğim oku yaya takıp Oyun Kurucular'ın masasına yolladım. İnsanlar korkuyla geri çekildi. Okum, domuzun ağzındaki elmayı da alarak açık büfenin arkasındaki duvara saplamıştı. Herkes hayretle bana bakıyordu. "İlginiz için teşekkür ederim" dedim.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Prim sahnenin basamaklarına adımını atmak üzereyken onu yakalayıp arkama çektim. "Gönüllü olmak istiyorum!" dedim, soluk soluğa kalmış bir halde. "Haraç olmaya gönüllüyüm!"
"Bakın, çocuklarınızı nasıl elinizden alıp kurban ediyoruz. Yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Parmağınızı kıpırdatacak olursanız, 13. Mıntıka'yı nasıl yok ettiysek, sizi de ortadan kaldırırız."
Açlık Oyunları'nın kuralları basitti. Ayaklanmalara karşı ceza olarak on iki mıntıkanın her biri Oyunlar'a katılmaları için bir kız ve bir erkek çocuklarını vermek zorundaydı. Bu çocuklara haraç deniyordu. Yirmi dört haraç, alev alev yanan çöllerden dondurucu çorak arazilere dek her türlü koşulun geçerli olabileceği geniş bir açık hava arenasına konuyor ve birkaç haftalık süre içerisinde yarışmacıların ölümüne bir mücadeleye girmesi gerekiyordu. Ayakta kalan son araç Oyunlar'ın galiba olurdu.