Eski türklerde plesenta ve göbek bağı gibi kavramlar Umayla ilişkilendirilirdi. Bebekten kestikleri göbek bağını ocağa yakın yerlere gömer ve "Arpa gibi köklü ol", "Ardıç gibi dallı ol" derlerdi. Günümüzde hala devam eden, yeni doğan çocukların göbeğinin ilerde iyi bir meslek sahibi olması veya talihinin iyi olması için uygun görülen yerlere gömülmesi geleneği muhtemelen buradan gelmektedir. Beşik döneminde bebek yalnızca Umaya aittir, Umay her zaman çocukla beraberdir. Umay'ın çocukla beraber olduğunun işareti, çoçuğun uykudayken gülmesidir.Yalnızca umay onla konuşur ve onu korur. Bebek gülüyorsa Umay onunla konuşup güldürüyordur. Bebek ilk kelimelerini etmeye başladığında ancak Umay onla konuşmayı bırakır. Bazen onun çocuğu terk ettiği zamanlar da olur. Bu ayrılma uzun sürdüğü zaman çocuk hastalanır. bebek sürekli ağlıyor ise Umay onu terk etmiş ve kötü ruhlar ona musallat olmuş demektir. Böyle bir durumda kama başvurulur ve bebeğin kutunun (ruhunun, yaşam enerjisinin) çalınıp çalınmadı kontrol edilir.
Ne zaman bir çocuk doğacak olsa Umay, süt ak gölden aldığı bir damlayla (kutla) ona hayat verir. Her bir damla bir çocuk kutudur. Ruhun rahme intikali Umay ana tarafından gerçekleşir
Umay ebelik ettiği çocukların ismini özel bir kitaba yazar. Ne zaman ki buraya yazılan ismin rengi solup kaybolursa o zaman o kişinin ömrü son bulur.
Umaya Yayuci ismiyle hitap edildiği de olmuştur