Aklı başında olan herkes, insan gözünün iki nedenden dolayı şaşkınlık geçirdiğini ve iyi göremediğini bilir. Birinci neden, insanın aydınlıktan karanlığa geçmesi, ikinci neden ise karanlıktan aydınlığa çıkmasıdır. Bu, beden gözü için olduğu kadar akıl gözü için de geçerlidir. Bu gerçeği idrak eden kişi, kafası karışmış ve görüşü zayıflamış bir kişiyle karşılaştığında onun durumuna gülmemeli ve şu soruyu sormalıdır: Bu adamın akıl gözü daha aydınlık bir dünyadan geldiği için mi alışkın olmadığı karanlığı yadırgamaktadır, yoksa karanlıktan aydınlığa geçtiğinde karşılaştığı yoğun ışıktan dolayı mı körleşmiştir? Bunların ilki mutlu olunacak ve beğenilecek, ikincisi ise acınacak bir durumdur, zira karanlığı yadırgayan göz, aydınlık bir dünyadan gelmiş demektir. Dolayısıyla, ona gülen kişinin asıl kendisi gülünç duruma düşer, ama karanlıktan aydınlığa geçtiği için iyi göremeyen bir kişi başkalarının ona gülmesini hak etmiştir.
O kadar mı değişmiştim?
Kendisini yaptırıp döşeyenlerce bırakılmış, sonra başkalarınca satın alınmış bir ev ilk sahiplerinin kokusunu ve havasını nasıl saklarsa, ben de, Odile'in damgasını taşıyordum, bundan böyle, tümüyle benim olmayan bir ruhla dolaşıyordum yaşamda. Gerçek beğenilerimi, o kaygılı Marcenat ruhumu şimdi daha çok Isabelle'de buluyordum, bu akşam onda bir zamanlar benim öz niteliğimken bir başkasının aklımdan sildiği ciddilik ve eğlence tiksintisini ayıpladığımı düşünmek tuhaftı."
O sıralarda içimde olup bitenleri çok iyi belirtiyor bu söz. Odile varken, kendisini ne çok seversem seveyim, beni kendisinden biraz uzaklaştıran kusurları vardı; Odile gitmişti, gene bir tanrıça oluyordu; kendisinde bulunmayan erdemlerle süslüyordum onu, onu en sonunda ölümsüz Odile düşüncesine göre biçimlendirdikten sonra, şövalyesi olabilirdim. Nişanlılığımız sırasında, yüzeysel bir tanımanın, biçimleri değiştiren aşkın yaptığını şimdi de unutuşla uzaklık yapıyordu ve ben, beni aldatan, uzak Odile'i yakın bir sevgi dolu Odile'den çok daha fazla seviyordum.
Bütün benliğimi kaplıyordu bu motif. Bir orkestrada kısa bir tümce çizen yalnız bir flütün yavaş yavaş kemanları, sonra viyolonselleri, sonra bakır çalgıları uyandırır gibi olduğu, sonunda zorlu bir müzik dalgasının bütün salonu gümbürdettiği gibi, koparılan bir çiçek, türüz otlarının kokusu, aklı karalı kiliseler, Boticelli ve Michelangelo'da Odile'i sevmek mutluluğunu, onun kusursuz ama çabucak yitirilebilecek güzelliğini görünmeyen bir düşmandan korumak mutluluğunu anlatan başdöndürücü koroya katılıyordu.