Ne yazık! Ölüm ruhumuzu ne hale getirecek? Onu nasıl şekillendirecek? Ondan ne alıp ne verecek? Onu nereye yerleştirecek? Bazen dünyaya bakıp ağlaması için etten gözler bahşedecek mi?
Ah! Birkaç saat içinde ölecek olmak ve bir yıl önce bugün özgür ve masum olduğumu, sonbahar gezintilerimden birini yaptığımı, ağaçların altında, yaprakların arasında dolaştığı mi düşünmek!
Ağladığında: İyi oldu! diyordum ve birbirimizi şikâyet etmek için yanlarına döndüğümüz annelerimiz bize yüksek sesle haksız, alçak sesle haklı olduğumuzu söylüyorlardı
Merhamet! Merhamet! Belki de beni affedecekler. Kral bana kızgın değil. Gidip avukatımı bulsunlar! Çabuk avukatımı çağırın! Kürek mahkûmu olmak istiyorum. Beş ya da yirmi yıl, yahut omzumu kızgın demirle dağlayıp ömür boyu küreğe mahkûm etsinler. Ama hayatımı bağışlasınlar!
Bir kürek mahkûmu yürür, gider gelir, güneşi görmeye devam eder.