- Bağışlayın! Bağışlayın! diye tekrarladım, ya da hiç değilse merhamet edip beş dakika daha bekleyin. Kim bilir belki de bağışlanabilirdim! Benim yaşımda bu şekilde ölmek dehşet verici!
Son anda gelen bağışlama kararlarına sık rastlanırdı. Beni bağışlamayıp da kimi bağışlayacaklardı?
O iğrenç cellat, hâkimin yanına yaklaşıp idamın belirlenen saatte infaz edilmesi gerektiğini, zamanın daraldığını, bu işten kendisinin sorumlu olduğunu, üstelik yağmurdan bıçağın paslanabileceğini söyledi.
- Ah! Merhamet edin! Bağışlanmam için bir dakika daha bekleyin! Yoksa kendimi savunurum, sizi ısırırım!
Hâkim ve celladın aşağıya inmeleri üzerine iki jandarmayla yalnız kaldım,
Ah! Sırtlanlar gibi haykıran iğrenç halk! Buradan kurtulamayacağım, bağışlanmayacağıma kim bilebilir?..
Beni bağışlamamaları imkânsız! Ah! Sefiller! Sanırım merdivenden çıkıyorlar...
SAAT DÖRT...