Dostum, dedi, hiç de yürekli görünmüyorsun. Ölümün karşısında ödleklik yapma, anlıyor musun? Giyotin sehpasında berbat bir an yaşayacaksın ama çabucak geçecek! Kellenin nasıl koptuğunu göstermek için orada olmak isterdim.
Kürek mahkumlarının gittiği günkü gibi bir mevsim yağmuru yağıyordu, bu yazıyı kaleme aldığım saatte hâlâ yağan bu ince ve dondurucu yağmur hiç kuşkusuz ben olmadan sürüp gidecek, gün boyunca yağmaya devam edecekti.
Ah! Bir hapishanede olmak ne büyük bir alçalma! Burada her şeyi kirleten bir zehir var. Burada her şey, on beş yaşında bir kızın şarkısı bile yozlaşıyor! Burada bulduğunuz bir kuşun kanadında çamur vardır; koparıp kokladığınız güzel bir çiçek iğrenç kokular yayar.
Hapishanenin boğucu kokusu soluk almamı her zamankinden daha fazla engelliyordu, kulaklarımda kürek mahkûmlarının zincirlerinin gürültüsü hâlâ yankılanırken, Bicêtre'in beni canımdan bezdirdiğini hissediyordum. Ulu Tanrı'nın bana acıyıp hiç değilse karşı çatıya ötsün diye bir kuş göndermesini diliyordum.
Yatağımın başucu hizasında alevler içinde bir okla delinmiş iki kalp var, üzerinde şöyle yazıyor. Sonsuza kadar aşk. Bahtsızın bu aşkı uzun sürmemiştir.