Bu arada herkesin beklediği avukatım geldi. Güzel bir kahvaltı yapmıştı. Yerine oturup gülümseyerek bana doğru eğildiğinde
-Ümitliyim, dedi.
Ben de gülümseyerek alçak sesle:
-Öyle mi? diye sordum.
- Evet, henüz ne karar verdiklerini bilmiyorum, ama hiç kuşkusuz cinayette kasıt reddedilmiştir, bu yüzden ömür boyu kürek cezası vereceklerdir.
Siz ne diyorsunuz bayım? Ölmek yüz kere daha iyidir! diye öfkeyle cevap verdim.
Karşımdaki pencere ardına kadar açıktı. Rıhtımdaki çi çekçilerin gülüşmelerini duyuyor, pencerenin kenarındaki taştan yarıkta güneşin ışınlarıyla parlayan küçük, sarı, güzel bir çiçeğin rüzgarla oyun oynadığını görüyordum.
Bunca zarif duyumun ortasında kasvetli bir düşünce nasıl belirebilirdi? Havanın ve güneşin coşkusuyla özgürlükten başka bir şey düşünmek bana imkânsız göründü; umut etrafımdaki gün ışığı gibi içimi kapladı ve kendime güvenerek özgürlüğü ve hayatı ümit eder gibi hakkımda verilecek kararı bekledim.
Newton kırgın bir biçimde "Kesinlikle sonsuza dek veda ediyorum, çünkü görüyorum ki, bir insanın ya yeni hiçbir şey üretmemeye karar vermesi ya da ürettiği yeni şeyi savunmak için çile çekmesi gerekiyor" diyerek acı bir karşılık vermişti.