Ve yine soruyorum kendime: Ne yaptın yıllarına? En iyi zamanlarını nereye gömdün? Yaşadın mı yaşamadın mı? Ve yine kendi kendime diyorum ki: Bak, çevrendeki her şey nasıl gittikçe soğuyor... Umutsuzluk, yalnızlık içinde yıllar geçecek, titrek yaşlılık bastonuna dayanarak karşına dikilecek. Her şey hüzne, kedere bürünecek... Yaşadığın o parlak dünya sönecek, düşler sarı yapraklar gibi bir bir dökülecek...Ah Nastenka, yalnız yapayalnız kalmak hüzünlü olacak; üstelik ardından üzülebileceğin bir şeyin de olmayacak: Hiçbir şeyin, hiçbir şeyin olmayacak... Çünkü bütün kaybettiklerin kocaman bir sıfır, saçma sapan bir düş...
Yine bir süre sustuktan sonra, tuhaf biri olduğumu, beni kuşkusuz bu yüzden sevdiğini ama belki günün birinde yine aynı sebepten nefret edebileceğini mırıldandı.
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..