“Şafak çok uzak değil,” dedi onun yanına tırmanıp gelmiş olan Gamling. “Ama korkarım şafağın bize pek yararı olmayacak.”
“Yine de şafak hep insanların umudu olmuştur,” dedi Aragorn.
Balrog köprüye vardı. Gandalf köprünün tam ortasındaydı, sol elindeki asasına dayanıyordu fakat diğer elinde Glamdring beyaz ve soğuk soğuk parlamaktaydı. Düşmanı tam karşısına gelince tekrar durdu ve etrafındaki gölge iki engin kanat gibi açıldı. Kırbacı havaya kaldırdı, kösele şeritler sızlanarak şakladı. Burun deliklerinden ateşler çıktı. Fakat Gandalf hiç istifini bozmadı.
“Geçemezsin,“ dedi. Orklar taş gibi duruyor, etrafta çıt çıkmıyordu. “Ben Gizli Ateş’in bir hizmetkârıyım, Arnor’un alevini kullananım. Geçemezsin. Kara ateş seni kurtaramaz. Udûn’un alevi. Gölge’ye geri dön! Geçemezsin.”
Altın olan her şey parlamaz,
Her gezgin yitirmemiştir yolunu,
Gücü olan yaşlı kolay kolay solmaz,
Derindeki kök atlatır donu.
Küllerden bir ateş dirilecek,
Bir ışık fırlayacak gölgelerden,
Kırılan kılıç yenilenecek,
Şimdi taçsız olan, kral olacak yeniden.
Hepimiz, buradan binlerce kilometre uzakta, masa başına oturmuş, bir yağma havasıyla, Osmanlı'yı nasıl, neresinden ısıracağımızın hesaplarını yapıyoruz. Sanki buradakiler göç edip ülkeyi boşaltmış gibi (Başını yana, yere doğru eğer.) Yemin ederim ki homurtular duyuyorum ve her geçen gün değil her saniye artıyor. Hiçbirimizin buralarda tutunabileceğimizi sanmıyorum.