Bir kaçırılma davası ve ardındaki aile, arkadaşlık, aşk vs ilişkilerin bir arada işlenmesi.
Konser piyanisti Ally Carpenter kaçırılıyor ve hikaye başlıyor...
Bu kitabı okurken kendimi baştan itibaren huzursuz bir atmosferin içinde buldum.
Olaylar yavaş yavaş ilerlese de bir süre sonra soruşturmanın akışı ilginçleşip insanı içine çekiyordu.
Ally'nin yaşadığı korku, çaresizlik ve zaman zaman umuda tutunma çabası çok içime işledi.
Sadece Ally'nin değil onu bulmak için çaba gösteren diğer insanların da içinde bulunduğu durum, onlarla birlikte düşünüyormuşum, onlarla birlikte bir çıkış yolu arıyormuşum gibi hissettirdi.
Hikâye sadece yaşanan olaylarla değil, yarattığı psikolojik baskıyla da etkiledi beni. Hatta en çok bu yönüyle etkiledi. Çünkü zaten okurken sahneleri bir bir zihnimde canlandırdığım için o gerilimden çıkabilmek adına hemen kitabı kapattığımı anımsıyorum.
Oldukça gerçekçi bir deneyimdi. Bitirdiğimde hikâye sona ermişti ama o gerginlik ve rahatsız edici atmosfer bir süre zihnimde kalmaya devam etti. Çünkü bazı sahneler cidden "Nasıl ya?" gibiydi.