Lise çok tuhaf bir dönemdi benim için. Bazıları için hayatlarının zirvesidir. Ben de çalıştım, yüksek notlar aldım. Sorun bu değildi. Sorun sosyalleşmekti. Partiler. Uyum sağlama çabaları. O zaman bile zorlanıyordum insanların arasına karışmakta.
Yabancılarla konuşmakta zaten zorlanıyordum. Yabancılardan hoşlanmıyordum, bir şeyleri açıklamak zorunda kalınca sıkılıyor, havadan sudan konuşmaya bile çekiniyordum. Yeni insanlarla tanışmakta zorlanıyordum. Göz teması bile kuramıyordum.
Galiba benim asıl istediğim şey birinin beni tanıması. Gerçekten tanıması. Herkesten, hatta kendimden bile daha iyi bilmesi. Birbirimize bu yüzden sadakat sözü vermiyor muyuz? Sadece seks için değil. Tek amacımız seks olsa bir kişiyi seçip onunla evlenmezdik. Yeni partnerler bulmaya devam ederdik. Birbirimize sadakatle bağlanmamızın pek çok nedeni olduğunu biliyorum ama düşündükçe, uzun ilişkilerin birini tanımakla ilgili olduğuna daha fazla inanıyorum. Birinin beni tanımasını, gerçekten yakından tanımasını, hatta zihnimden geçenleri bile bilmesini istiyorum. Nasıl bir his olurdu bu acaba? Birinin zihnine ulaşabilmek, başka birinin kafasının içinde olup bitenleri bilmek. Başka birine güvenmek, onun da size güvenmesi. Ebeveynler ve çocukları arasındaki gibi biyolojik bir bağlantı olmadan. Bu tür bir ilişkinin temelinde seçim yapmak vardır. Müşterek genler üzerine kurulan, biyolojik temelli ilişkilerden daha havalı, daha zor bir şey olmalı.