Bu kitap çılgın bir rüya, son sürat, kontrolsüzce her yöne birden ilerleyen grotesk hikayeler silsilesi.
Romanda Stalin dönemi Moskovası, tüm karanlığı ve renkleriyle capcanlı betimlenirken, spotlar toplumdaki ahlaki yozlaşma, kısıtlayıcı bürokrasi, liyakatsizlik ve ikiyüzlülüğün üzerine çevriliyor. Şeytan (Woland) ve maiyeti, kısa ziyaretleri boyunca şehrin düzenini tepetaklak etmelerine rağmen aslında tuhaf bir denge unsuru oluşturuyorlar; kötülükleri, düzeni ifşa eden bir araca dönüşüyor. Woland'ın vakur ve sofistike varlığı ve bükülmez etik anlayışı, gerçek ahlakın ne olduğunu sorgulatıyor okura.
Bir de Usta ve Margarita var; hikayenin tek kazananları. Margarita, sevgiyi pasif bir erdem değil, aktif ve yıkıcı bir güç olarak temsil ediyor. Tereddütsüz cesareti, zekası ve bağlılığıyla Woland'da bile saygı uyandırmayı başarıyor. Usta ise gerçeği yazabilecek yüreğe sahip ama onu taşıyacak gücü kendinde bulamamış bir yazar; yeteneği ve vicdanı kadar, inkar etmediği korkusu ve geri çekilişiyle, ama Margarita'ya olan teslimiyetini yitirmeden, romanın en kırılgan ve bozulmamış karakteri. Seven sevdiğinin kaderini çeker diyor Woland ama onlara çekilecek değil, huzurlu bir kader bahşediyor.
Geri planda kalmasına rağmen Bezdomnıy da dikkat çekici bir diğer figür. Yanılıyor olma ihtimalini dahi reddeden, ilk hüküm kurbanı Berlioz'un aksine, roman boyunca yanılıyor, saçmalıyor, utanıyor ve öğreniyor. Olayların baştan sona en yakın gözlemcisi olarak, tüm gürültünün içinden sıyrılıp sessizleşebilen ve en önemlisi, yanıldığını fark edip dönüşen tek karakter.
Şeytanın ve iblislerinin, türlü numaralarına rağmen, en iyi olmasa da en doğru ve tutarlı kalanlar olduğu, müthiş sıradışı, aksiyon dolu ve eğlenceli bir toplumsal taşlama okuyoruz bu kitapta.
Usta'nın, eserini ancak