Derler ki, “Cahiller cennetten yer beğendi, arifler son nefesten korktu.” Son nefeste imanlarını kaybetmekten korkuyorlar. Kalp “dönek” demek, kelime manası bu. Allah Teâlâ'nın resulü, sevgilisi, insanların ve bütün mahlukatın en üstünü (s.a.v.) dedi ki, “Allahümme yâ mukallibel kulüb sebbit kalbi 'alâ dinike. Yani, “Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah'ım, kalbimi senin dinin üzere sabit kıl” Ashâb-ı kiram çok şaşırdı. “Sen de mi ya Resulullah, sen de mi korkuyorsun?” diye sordu. “Mekr-i ilahiden beni kim temin eder?” buyurdu. Yani beni, Cenâb-ı Hakk'ın aldatmasından, hileden kim korur, kim emniyet verir?
“İlim sudurdan sutura düştü, zayi oldu.” Sudur, sadırın çoğulu, yani göğüsler, kalpler. İlim ve feyiz kalpten kalbe intikal ederdi, kalpten kalbe akardı; satırlara yani kitaba düştü, zayi oldu. Bakın zayi oldu, boşa gitti, harcandı diyor. Yani bugün erişilmez gördüğümüz, çok yüksekte gördüğümüz kitaptan öğrenme keyfiyeti bir zamanlar zayi olmanın karşılığı idi. Bugünse kitabın zayi olması ve yerine teknolojinin geçmesi gibi bir insanlık problemiyle karşı karşıyayız.
Bir çuval elma olsa, içindeki bir çürük hepsini çürütür. Fakat o kadar elma bir tek çürüğü kurtaramaz, onu oradan atmak lazımdır. Yani kötüden uzaklaşmak, eskilerin “uzlet” dediği şeye yönelmek, zarar verici olanla alakayı kesmek ve iyilerle beraber olup onların güzel ahlakından istifade etmeye çalışmak gerek.
Cam bardaktaki suyun içine bir damla mürekkep düşse nasıl ki herkes bunu görür, aynı şekilde samimiyetsizliği gizlemenin de imkânı yoktur. Bu yüzden samimi olmak dışında bir yaşama imkânı da yoktur. Yani samimiyet bir hayat memat meselesidir! Yoksa yaşamazsınız, ruhen ölürsünüz. Samimiyet ortadan kalktığı zaman toplumlar çökmeye, çürümeye başlar. Bir hukukçu olarak belki benim asla telaffuz etmemem gerekiyor ama, her türlü suçlu affedilse de sadece samimiyetsizler cezalandırılsa, derileri yüzülse kılım kıpırdamaz, alkış tutarım yani.
Çünkü insanlık suçu odur; samimi olmamak, içi dışı bir olmamak, riyakâr olmak, münafık olmak. Odur problem.