Yoksa sen de mi serap dağıtan meyhanesin
Neden gizem yüklüsün, neden bulutsun öyle
bana adını söyle
irem misin, çöl müsün
diken misin, gül müsün
bu gri duman nedir esir mi,
Özgür müsün...
Keder, kayıp zamandır. Kayıp insandır. Küçümsenmiş içtenliktir. Camlarda kaybolan çocuklardır. Sevinciyle incinmiş güzelliktir. Keder o eski sözlerdir. Seslerin asılı kaldığı boşluktur. Ölgün bir hatıradır. Susmaktır. Uzakların kirpiklerde çırpınıp durmasıdır. Bütün sabahların bir sonsuz akşama dönmesidir.
İyimser bir gökyüzü altında, dünyanın bizimle ağlamasıdır keder.
Bu yalnızlık neyin yalnızlığıdır
Saçlarıma bulaşan, gözlerimden akan Varoşları çiçeklerle çevrelenmiş
Bir kentte yaşarken
Sevgimle bezeyerek dünyayı
Koşarken arkadaşlarla
Bu geniş caddelerde
Donatırken tüm duvarları
Güzelim yazılarla
Gülüşlerle ağaran yüzümün
-Bazı bazı
Ağlayışlarla titremesi niye?
Çocukları korkutan gecelerin
Dinlerim, hep susmak gibi korkulan vardır
Kalemim kusar dünya kelimesini
Şiirler uykuyu götürür
Yorgunluğu getirir beraberinde
Yazılınca gün doğacaktır
Gökyüzü yırtacaktır yelelerini...
Sonra liman bilmez korsanlara terk edip
Issız adalara sürüyorsun ellerimi
Gitmek istiyorum çakıp da kaybolan şimşekler gibi
Gel gör ki, önümde hatıralar mahzeni
Parmak uçlarımda paslı çiviler
Bütün zindanları yıkarak birer birer
Gözlerin çağırıyor beni