Bir çuval elma olsa, içindeki bir çürük hepsini çürütür. Fakat o kadar elma bir tek çürüğü kurtaramaz, onu oradan atmak lazımdır. Yani kötüden uzaklaşmak, eskilerin “uzlet” dediği şeye yönelmek, zarar verici olanla alakayı kesmek ve iyilerle beraber olup onların güzel ahlakından istifade etmeye çalışmak gerek.
Cam bardaktaki suyun içine bir damla mürekkep düşse nasıl ki herkes bunu görür, aynı şekilde samimiyetsizliği gizlemenin de imkânı yoktur. Bu yüzden samimi olmak dışında bir yaşama imkânı da yoktur. Yani samimiyet bir hayat memat meselesidir! Yoksa yaşamazsınız, ruhen ölürsünüz. Samimiyet ortadan kalktığı zaman toplumlar çökmeye, çürümeye başlar. Bir hukukçu olarak belki benim asla telaffuz etmemem gerekiyor ama, her türlü suçlu affedilse de sadece samimiyetsizler cezalandırılsa, derileri yüzülse kılım kıpırdamaz, alkış tutarım yani.
Çünkü insanlık suçu odur; samimi olmamak, içi dışı bir olmamak, riyakâr olmak, münafık olmak. Odur problem.
Yani biz hissettiğimiz şeyin gerçek aşk mı yoksa illüzyon mu olduğunu anlayabiliriz.
Evelallah anlarız, herkes anlar. Orada yanılma olmaz Allah'ın izniyle. Ayrılık veya aşk ile ağlayanın gözyaşları ateş gibidir, sıcaktır. Soğandan da yaşarır göz ama soğuk dökülür, esneyince de yaşarır göz ama soğuk dökülür. İşte buna bakıyor şair, müthiş bir güç yahu Şeyh Galip...
Nezzâre-i germ ettikçe ey çeşm
Âteşle âbı yek-sân edersin
Ey gözlerim kızarmış, yanmış, sıcak sıcak, ateş gibi, taze gözyaşı dökmüş göz sen böyle baktıkça ateşle suyu birleştirirsin, aynileştirirsin. O ateş o suyu buharlaştırıp yok etmez, o su da o ateşi söndürmez. Hâlbuki suyla ateş birbirinin zıddıdır. Birinin olduğu yerde öbürünün olmaması lazım. Ama aşk öyle bir şeydir ki ikisini bir arada tutar.