Sümeyye Altıntaş

Ne diyor Akif: "Allah'a sığın sa'ye sarıl, hikmete ram ol/ Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol." Önce Allah, sonra gayret.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Modernite, hayatı doğum ve ölüm arasında sınırlandırıyor. Buradan hız ve haz çıkıyor. Müslümansa ebedi hayatı hayata katıyor, hatta öncesini, kalubelayı dahi katıyor. Erzurumlu İbrahim Hakkı, "Dünyaya geldim gitmeye," diyor. Modernite için gitmek, bitmek demek ve gitmenin ötesi bir muammayken Müslüman için öyle değil. "Hayat-ı cavidanı bir şeyh-i kamilden sual ettim/ 'Ölümden evvel ölmektir' deyince intikal ettim" dizeleri, ölünün ihtirassızlığından yola çıkarak insanın yapmak zorunda olduğunu, ancak ihtiras sahibi olmaktan kaçınılması gerektiğini ifade ediyor. Moderniteyse ihtiras üzerine kuruludur. Dayanağı kendi varlığıdır ve o varlık modern insana, "Önce ben, hep ben," dedirtir. Müslüman'ın varlığıysa nefes alırken bile "Hû" der.
Sö: Cenab-ı Allah'ın abesle alakası olmaz, o yüzden eşrefi mahlukat deniyor insana. Şeyh Galip, "Hoşça bak zatına/ Kim zübde-i alemsin sen/ Merdüm-i dide-i ekvan olan ademsin sen," diyor. Muhatap meselesi, felsefi açıdan da çok mühim; çünkü idrakimizde olmayan varlık var değildir. Hayatımıza baktığımız zaman bizimle beraber olanlar, halihazırda idrakimizde olanlardır. Ses de böyle bir şey. Bir yerden çıkıyor, bir idraktan bir başka idrake intikal ediyor, o zaman mana kazanıyor. Necip Fazıl, "Düşünüyorum, O'ndan evvel zaman var mıydı?/ Hakikatler boşluğa bakan aynalar mıydı?" diyor. Boşluğa bakan aynalarda bir şey görmezsiniz, aynanın karşısında ona akis verecek birinin olması lazım.
SÖ: Akıl her zaman için var ama akıl haddini, hududunu biliyor. Hazreti Mevlana "İşitmez her kulak," diyor. Bir seda tek başına bir varlık ifade etmiyor. Bir yankıya ihtiyaç duyuyor, her ses bir muhatap arıyor. İnsanla Allah'ın ilişkisinde de aynı şey geçerli. Allah bir muhatap yaratıyor kendisine ve onun bu muhataplığın gerekliliklerini hakkıyla ifa etmesini istiyor.
Çünkü insan sadece akılla hayatın manasını kavrayamaz. Gönül sadası orada devreye giriyor. Gönle bir akis düşüyor, o akis gönülde bir tını oluyor, dalgalanıyor. O zaman hayatın manasını anlıyorsunuz ve o muhteşem mana karşısında lal olup hayatınızı bir hadiseye vakfediyorsunuz.